Sonra Resulullah’ın Sesi Gelir

Yeni uyanmışlığın hantallığını üzerimdeydi
Uyuyor muydum, uyanık mıydım umurumda değil
Can dostum elini yüreğine dayayıp
‘Maksadın gerçekten irfansa,
Ve hikmetse aradığını kayıp hazine,
Muhammedi bir kurs lazım yarana’
Dedi ve tekrar başını elleri arasına alıp
Okumakta olduğu kitabın sayfalarına daldı.
Sanki hiç yazı nedir bilmeyen gönlüme
En kalın puntolarla bir kalem değdi.
Ücreti nedir diye sormak istiyordum aslında.
Sanki içimi okumuştu,
Tekrar elini kitabın sayfasına koydu
Yüzü gülüyordu sanki evet, gülümsedi
Ücreti dedi, bir tutam yürek.

Aslında bu yazı tufanla alakalı olacaktı. Ancak baktım artık tufanlar için bile geç kalmışız. Meğer zaman tufan sonrası. Bir dostum şöyle diyordu;

- Düşünüyorum da şu halimiz bildirildiğinde Allah Resul’üne her gün yüzünün aldığı şekli dehşete kapılıyorum.

Evet dehşete kapılmadan yaşayacak kadar düştükse yuh olsun ömrümüze. Sonra hatırladım Allah kendi resulünü üzer mi hiç? Günahlarımızın çoğu ona haber verilmiyordur. Ama daha kötüsü çıkmıyor mu karşımıza? Bizim ayıplarımızı Allah görünce –mecazen- onun yüzü nasıl oluyor? Nasıl helak olup yere geçmiyoruz? Aslında soru kendi cevabını içeriyor. Biz helak kavramını değiştirmişiz ondan tüm bu vurdumduymazlık. Helak sadece kulakları parçalayan ses, taş yağması, para yığması, sel, su ve hatta volkanik patlamalar bir de Ebabillerle mi olur? Bunu bu kadar basit mi algılayacağız? ‘Bir yerde tuğyan varsa tufan da oradadır.’ Sözüne kulak vermeden mi devam edeceğiz?

Aslında biz çoktan battık da farkında değiliz? Bir iki yanlış yapanı görünce ‘o, yerin dibine batmıştır’la özetlerken acaba aynalarımızı gizledik mi? Ahir zaman denilen vakitleri bataklık diye adlandırdık yüzyıllardır. Hep bataklıkları başka yerlerde arar olduk. Nihayetinde gerçek Pandora’nın kutusuna nasıl da sığdırılmış. En gizli yerlere sakladığımız günahlarımız onun içinde evet. Diyelim açıldı yanlışlıkla sonra biz nereye saklanacağız?

Hayır; ileride bileceksiniz. Yine, kella, ileride bileceksiniz.(Tekasür 3–4)

Yanılıyoruz. Biz tufan sonrasıyız. Ama tufanda unutulmuşuz. Hani ‘Onlar Allah’ı unuttular; O da onları unuttu. (Tevbe 67) diyor ya Kuran. Allah bizi tufanda unuttu. Döndük baktık her adım çamur dolu. Meğer bataklıktan çıkmışız. Nasıl mı? Atılmışız oradan dahi. Meğer orası bile cennetmiş bize. Şimdi semadan bir ses gelse;

- Ey insanlar! Sizi bataklıktan çıkardık. Hak etmediğiniz şeyleri size vermek zulümdür.

Sonra Resulullah’ın sesi gelir;

- Bataklık yok ama bunlar -bizler- bataklığın kendileri olduğunun farkında değiller mi?