<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>Lailaheillallah muhammed resulullah</title>
	<atom:link href="http://intifada61.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://intifada61.wordpress.com</link>
	<description>Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım</description>
	<lastBuildDate>Mon, 31 Aug 2009 22:57:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
<cloud domain='intifada61.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://1.gravatar.com/blavatar/dcc9efc47afbcd0f1a80bc903727716d?s=96&#038;d=http%3A%2F%2Fs2.wp.com%2Fi%2Fbuttonw-com.png</url>
		<title>Lailaheillallah muhammed resulullah</title>
		<link>http://intifada61.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://intifada61.wordpress.com/osd.xml" title="Lailaheillallah muhammed resulullah" />
	<atom:link rel='hub' href='http://intifada61.wordpress.com/?pushpress=hub'/>
		<item>
		<title>Hepsi Bu</title>
		<link>http://intifada61.wordpress.com/2009/08/25/hepsi-bu/</link>
		<comments>http://intifada61.wordpress.com/2009/08/25/hepsi-bu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Aug 2009 20:39:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>intifada61</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://intifada61.wordpress.com/2009/08/25/hepsi-bu/</guid>
		<description><![CDATA[Hepsi Bu Dolunayın sakinliği Mumun ateşine değiyor diye Hasreti sarıyor beni Mıknatıslı gözlerinin, Hepsi bu Uyumuşken tenhalarda Şehrin ayak izleri, Bir adam Tozlu ayakkabıları, Yırtık gömleğiyle Sana şarkılar söylüyor, Hepsi bu Vardığım hiçbir yerde yoktu Gözlerinin değdiği çiçekler, Solup gidenlere soramam seni. Onlar nerden bilsinler. Tek söyledikleri; Sevdiğin pembe giysiler. Hepsi bu Üşürdüm Akşam serinliğinde [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=intifada61.wordpress.com&amp;blog=4704766&amp;post=456&amp;subd=intifada61&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hepsi Bu</strong></p>
<p>Dolunayın sakinliği<br />
Mumun ateşine değiyor diye<br />
Hasreti sarıyor beni<br />
Mıknatıslı gözlerinin,<br />
Hepsi bu</p>
<p>Uyumuşken tenhalarda<br />
Şehrin ayak izleri,<br />
Bir adam<br />
Tozlu ayakkabıları,<br />
Yırtık gömleğiyle<br />
Sana şarkılar söylüyor,<br />
Hepsi bu</p>
<p>Vardığım hiçbir yerde yoktu<br />
Gözlerinin değdiği çiçekler,<br />
Solup gidenlere soramam seni.<br />
Onlar nerden bilsinler.<br />
Tek söyledikleri;<br />
Sevdiğin pembe giysiler.<br />
Hepsi bu</p>
<p>Üşürdüm<br />
Akşam serinliğinde<br />
Hayaller kurardım hayata dair<br />
Buğulanmış camlar<br />
Çürümüş köprüler<br />
Yenilgimin habercisi<br />
Bir kurumuş yapraklar<br />
Mahkûmdur sensizliğe<br />
Bir de ben<br />
Hepsi bu.</p>
<p>Gölgem; değse ayakucuna<br />
Sen görmeyesin diye<br />
Hep siyahlara bürünür,<br />
Her gün pencereden bakan yaşlı kadının<br />
Dudaklarına değen<br />
Bir duasın<br />
Hepsi bu.</p>
<p>Berrak bir nehir ararım<br />
Takvimin solan yaprağında<br />
Yoklarım yüzümde çizgileri<br />
Aynalara karşıyım diye<br />
İçinde adın geçen<br />
Bir şiir okur zaman<br />
Hepsi bu.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/intifada61.wordpress.com/456/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/intifada61.wordpress.com/456/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/intifada61.wordpress.com/456/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/intifada61.wordpress.com/456/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/intifada61.wordpress.com/456/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/intifada61.wordpress.com/456/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/intifada61.wordpress.com/456/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/intifada61.wordpress.com/456/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/intifada61.wordpress.com/456/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/intifada61.wordpress.com/456/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/intifada61.wordpress.com/456/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/intifada61.wordpress.com/456/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/intifada61.wordpress.com/456/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/intifada61.wordpress.com/456/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=intifada61.wordpress.com&amp;blog=4704766&amp;post=456&amp;subd=intifada61&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://intifada61.wordpress.com/2009/08/25/hepsi-bu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/115a3843ccc05ab673906c823ebcc639?s=96&#38;d=&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">handala61</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Özgür İnsana Müslüman Denir</title>
		<link>http://intifada61.wordpress.com/2009/08/02/ozgur-insana-musluman-denir/</link>
		<comments>http://intifada61.wordpress.com/2009/08/02/ozgur-insana-musluman-denir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 Aug 2009 17:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>intifada61</dc:creator>
				<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[Sağdan Soldan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://intifada61.wordpress.com/?p=453</guid>
		<description><![CDATA[Özgür İnsana Müslüman Denir İslam ve özgürlük kavramlarının yan yana gelmesi biraz tuhaf gelmiş olabilir. Aklımıza İslam’ın getirdiği sorumluluklar gelebilir hemen. Ancak bu sorumluluklar insanın özgür olmasına bir mani midir? Bunu anlamak için kelimenin etimolojilerini iyi bilmek şarttır. Örneğin özgür kelimesini ele alalım. Özgürlük; öz ve gür kelimelerinden gelmektedir. İnsanın özünden bahsedince o insanın kendisini, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=intifada61.wordpress.com&amp;blog=4704766&amp;post=453&amp;subd=intifada61&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Özgür İnsana Müslüman Denir</strong></p>
<p>İslam ve özgürlük kavramlarının yan yana gelmesi biraz tuhaf gelmiş olabilir. Aklımıza İslam’ın getirdiği sorumluluklar gelebilir hemen. Ancak bu sorumluluklar insanın özgür olmasına bir mani midir? Bunu anlamak için kelimenin etimolojilerini iyi bilmek şarttır. Örneğin özgür kelimesini ele alalım. Özgürlük; öz ve gür kelimelerinden gelmektedir. İnsanın özünden bahsedince o insanın kendisini, zatını anlarız. İnsanlardan ayrı bir anlam verdiğimizde nesneniz aslı, esası demektir. Cevher bu kelimenin tam karşılığıdır insan söz konusu olunca. Bir şeyin gür olması ise onda bolluk ve güçlü olmak anlamı taşıyor demektir. Yani özgür olmak insanın olarak bizim özümüzde, cevherimde, aslımızda, fıtratımızda olan şeyin fışkırması, serpilip hayat bulması demektir. Bu manada özgürlük insan olmanın bilincine varmak ve melek olma özentisini ve hayvan olma korkusunu bir yana bırakıp cevhere dönmemiz demektir.</p>
<p>Özgür olmak kendi halis, katışıksız ve arı vasıflarımızı baskılardan kurtarmak demektir. İşte Kur’an ve sünnet bu engellerin kaldırılmasında ve öze dönüş yolunda bize en güzel rehber olacaktır. Çünkü bu kaynaklar bize cevherimizi ve özgürlüğümüze düşman olan şeyleri göstermektedir. Diğer yandan kafirler öz denilince nefs anlarlar. Nefsini yani özünü gürleştirmek için sürekli nefsin istediklerini verdikleri için bizim öz kavramımız nefs manasında olmayacaktır. Çünkü nefsin gürlüğü onu doymak bilmez bir hınçla beslemek ve hiçbir zaman da doyuramamaktır.</p>
<p>Bizler Müslüman olduğumuz için özgür olma işaretlerini almış insanlarız. Ancak bu işaretleri de kaybetmemiz gayet mümkündür. Eğer biz de dünyanın veya çevrenin gösterdiği hedefler uğruna özümüzün gürlüğünü feda edersek biz de bu iki kaynağın( Kur’an ve Sünnet) bize gösterdiği hedeflerden sapmış olacağız. Çünkü özü gür olmayan insanların hakikate temas etmesi mümkün değildir. O, ancak dünya hayatında avunmayı ve dünya hayatı tarafından yüceltilmiş tatmin bölgesinde volta atmaya devam edecektir.</p>
<p>Nihayet özünü bilen, bir başka deyişle özünü beslemenin ne olduğunu bilen kişiler olmak zorundadır Müslümanlar. Ancak böyle bir durumda kurtuluş özden kopmamakla olacaktır. Son olarak özetlemek gerekirse; özgür insanlara Müslüman denir.<br />
<strong></strong></p>
<p><strong>Müslümanın ve Diğerlerinin Özgürlük Anlayışı</strong></p>
<p>Batı düşüncesinin özgürlük anlayışı dışsal, müslümanınki ise merkezidir. Yani batılılara göre hürriyet sınırları genişleyip daralabilen bir kavramdır. Eğer bir odada yaşamak zorunda iseler daha az hür ama iki katlı evde yaşamak zorundaysalar daha özgürdürler. Aynı şekilde uçakla seyahat ederken daha hür atla seyahat etmek zorunda olduklarında daha az hür olacaklardır. Ne kadar mala hükmediyorlarsa o kadar hürdürler aslında. Ancak Müslümanlar özgürlüğü böyle anlamazlar. Müslümanın özü çürüyebilir, sağlamlaşabilir, gürleşebilir hatta sönükleşebilir. Ama özümüz azalmaz veya çoğalmaz. Bizim özümüz Rabb’imizin bize verdiği cevherdir. Cevherimizin değerini bilirsek gürleşir, özgürleşiriz. Peki helal ve haramlar özgürlüğümüze mani değil midir? Aslında hayır. Çünkü onlar mevcudiyetimizi anlamamız için vardır. Varlık sebebimize yaklaşmak için bunlar olmazsa olmazlardır. Eğer bu sınırları bilmezsek yada kaybedersek, kimliğimizi, kişiliğimizi varoluş anlamımızı kaybederiz.  Kainattaki yerimizi bize konulmuş olan sınırlar sayesinde kavrayabiliriz. Onlar bizim özümüzü gür, zihnimizi selim, bedenimizi küfrün karanlığından bağımsız kılacaktır.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/intifada61.wordpress.com/453/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/intifada61.wordpress.com/453/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/intifada61.wordpress.com/453/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/intifada61.wordpress.com/453/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/intifada61.wordpress.com/453/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/intifada61.wordpress.com/453/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/intifada61.wordpress.com/453/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/intifada61.wordpress.com/453/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/intifada61.wordpress.com/453/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/intifada61.wordpress.com/453/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/intifada61.wordpress.com/453/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/intifada61.wordpress.com/453/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/intifada61.wordpress.com/453/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/intifada61.wordpress.com/453/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=intifada61.wordpress.com&amp;blog=4704766&amp;post=453&amp;subd=intifada61&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://intifada61.wordpress.com/2009/08/02/ozgur-insana-musluman-denir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/115a3843ccc05ab673906c823ebcc639?s=96&#38;d=&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">handala61</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Gitmene İzin Veremem</title>
		<link>http://intifada61.wordpress.com/2009/05/04/gitmene-izin-veremem/</link>
		<comments>http://intifada61.wordpress.com/2009/05/04/gitmene-izin-veremem/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 May 2009 13:06:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>intifada61</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Sağdan Soldan]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://intifada61.wordpress.com/2009/05/04/gitmene-izin-veremem/</guid>
		<description><![CDATA[Gitmene İzin Veremem Gidişin haberini çabucak verdi gökte yıldızların gidişi İlk ışıklar pencereleri geçip kalk der gibi Yüzüne baktı geç kalmış adamın. Dışarıda erken kalkmış yaşlı bir kadın Yere serdiği bir bezin üzerinde Ve bir incir ağacının gölgesinde Göğe bakıp tarihi sorguluyordu Arada bir kapatıp gözlerini Ölmüş kocasına bir şeyler söylüyordu. Pencereden bakıp zamanı geldi [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=intifada61.wordpress.com&amp;blog=4704766&amp;post=449&amp;subd=intifada61&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gitmene İzin Veremem</strong></p>
<p>Gidişin haberini çabucak verdi gökte yıldızların gidişi<br />
İlk ışıklar pencereleri geçip kalk der gibi<br />
Yüzüne baktı geç kalmış adamın.<br />
Dışarıda erken kalkmış yaşlı bir kadın<br />
Yere serdiği bir bezin üzerinde<br />
Ve bir incir ağacının gölgesinde<br />
Göğe bakıp tarihi sorguluyordu<br />
Arada bir kapatıp gözlerini<br />
Ölmüş kocasına bir şeyler söylüyordu.</p>
<p>Pencereden bakıp zamanı geldi dedi, adam<br />
Yavaş adımlarla elbise dolabına yöneldi<br />
Daha dün ütülenmiş gömleğini sırtına geçirdi<br />
Uykulu gözlerle 5 yaşındaki kızı ona bakıyordu<br />
Sonra annesine sarılıp ağlamaya başladı, sessizce<br />
Hazırdı, elinde çantası yola koyulma vaktiydi<br />
Kapı eşiğine kadar bir sessizlik<br />
Bir han kapısı büyüklüğünde hüzün.<br />
Evin avlusunda son kez kucaklıyordu<br />
Yalnızlığın soğuk bedenini<br />
‘Gitmene izin veremem’ diyordu çocuk<br />
‘Gitmene izin veremem, izin veremem’<br />
Adam kızındaki gurura gülümsedi<br />
Sonra kulağına eğilip ‘annen sana emanet’ diyebildi<br />
Kız kapı eşiğini ayak tabanlarıyla dövüyordu<br />
Annesine bakıyor, hüzünle karışık surat asıyordu<br />
Adam zor gelmiş olsa da el salladı<br />
Gidiyordu.</p>
<p>Yolda incir ağaçlarını saydı ilkin<br />
Sonra ırmağın kenarındaki servileri<br />
Dalga, önündekine sesleniyordu;<br />
‘Gitmene izin veremem’<br />
Yapraklar rüzgarın ayağına sarılmış<br />
‘Gitmene izin veremem’<br />
Adam içinden ‘Peşimi bırak’ diyordu<br />
‘Kızım, gitmeme izin ver’<br />
Dönüp arkasına bakıyordu<br />
Bir tek gölge dahi yoktu<br />
Bir tek fısıltı bile<br />
Yürüyordu güneşe doğru<br />
Ağaçların serinliğine sığınıyordu bazen<br />
İçini yokluyordu, kızını hatırlayıp<br />
Sağına soluna bakınıp, düşüncelerini susturuyordu<br />
Kaçıyordu ağacın gölgelerine<br />
Kökler ağacın gövdesine yapışmış<br />
‘Gitmene izin veremem’</p>
<p>Birden ellerini düşündü kızının<br />
Bir de ilk öptüğü anı karısını<br />
Yanan dudaklarının farkına vardı<br />
Koşar adım eve yöneldi ansızın<br />
Bir sürpriz olsun diye gizlice sokuldu<br />
Paslı bahçe kapısından,<br />
İleride, kızı kapı eşiğinde oturuyor buldu<br />
Çocuk gülümsedi, kucaklayıp babasını<br />
Kulağına ‘Gitmene izin vermezdim’ diye fısıldadı.<br />
‘Gitmene izin vermezdim’</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/intifada61.wordpress.com/449/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/intifada61.wordpress.com/449/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/intifada61.wordpress.com/449/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/intifada61.wordpress.com/449/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/intifada61.wordpress.com/449/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/intifada61.wordpress.com/449/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/intifada61.wordpress.com/449/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/intifada61.wordpress.com/449/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/intifada61.wordpress.com/449/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/intifada61.wordpress.com/449/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/intifada61.wordpress.com/449/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/intifada61.wordpress.com/449/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/intifada61.wordpress.com/449/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/intifada61.wordpress.com/449/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=intifada61.wordpress.com&amp;blog=4704766&amp;post=449&amp;subd=intifada61&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://intifada61.wordpress.com/2009/05/04/gitmene-izin-veremem/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/115a3843ccc05ab673906c823ebcc639?s=96&#38;d=&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">handala61</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Bir Ceylanın Hikayesi</title>
		<link>http://intifada61.wordpress.com/2009/05/03/bir-ceylanin-hikayesi/</link>
		<comments>http://intifada61.wordpress.com/2009/05/03/bir-ceylanin-hikayesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 May 2009 08:16:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>intifada61</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Sağdan Soldan]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://intifada61.wordpress.com/2009/05/03/bir-ceylanin-hikayesi/</guid>
		<description><![CDATA[Bir Ceylanın Hikayesi Geceleyin Bir başına Güneşin varken dahi giremediği Bir ormanda kaybolur ceylan. Her yer gidilebilir, her yer gidilemez. Bir yaprak ilişir gözüne ilkin Sonra hep korktuğu gölgeler. Derin bir nefes alır Kaçmak ister korkularından Her yer gidilemez, her yer gidilebilir. Ayağı yere değdiği anlarda korkar ceylan Takılıp kalmaktan Bir karıncanın ezilen günahına Güneşi [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=intifada61.wordpress.com&amp;blog=4704766&amp;post=447&amp;subd=intifada61&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bir Ceylanın Hikayesi</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Geceleyin<br />
Bir başına<br />
Güneşin varken dahi giremediği<br />
Bir ormanda kaybolur ceylan.<br />
Her yer gidilebilir, her yer gidilemez.<br />
Bir yaprak ilişir gözüne ilkin<br />
Sonra hep korktuğu gölgeler.<br />
Derin bir nefes alır<br />
Kaçmak ister korkularından<br />
Her yer gidilemez, her yer gidilebilir.<br />
Ayağı yere değdiği anlarda korkar ceylan<br />
Takılıp kalmaktan<br />
Bir karıncanın ezilen günahına<br />
Güneşi görmek ister<br />
Sessiz gecede, hiç gelmeyecek gibidir<br />
Bir başınalık musallat olur<br />
Güneş hiç gelmeyecek gibidir.</p>
<p>Parlar gözleri bir ateş böceğinin<br />
Sokulur usulca bir dostluğun kapısına<br />
Bir parlayan göz daha görünür<br />
Hafif ıslak, sevinçten ağlayan<br />
Sevinir ceylan<br />
Bir dost bulmuştur derken<br />
Bir anda ışık kaybolur cevherinden böceğin<br />
Yine koşmaya başlar, nefessiz.</p>
<p>Tan yeri ağarıyor neredeyse<br />
Ceylan biraz daha dayan<br />
Bitmek üzere yalnızlığın<br />
Ormanın kıyısına yanaşmıştır<br />
Nefes nefese kalmışlığın dostluğuyla<br />
Birden bir sıcaklık,<br />
Kanı kaynıyor gibidir en kızgın ateşte.<br />
Bir sıcaklık bir yerlerde<br />
Sonra karanlık yine başucunda<br />
‘Gitme’ der, ‘dostum güneş gitme.<br />
Tüm gece seni aradım<br />
Tam da bulmuştum aslında, gitme.’<br />
Bir çift ayak sesi<br />
Kırılan çalı sesleri<br />
Yapraklarda hışırtılar<br />
Ormanda sessizlik<br />
Kanlanmış toprak<br />
Barut kokusu<br />
Kainatta bir çığlık<br />
‘Dön evine avcı<br />
Evine dön.’</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/intifada61.wordpress.com/447/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/intifada61.wordpress.com/447/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/intifada61.wordpress.com/447/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/intifada61.wordpress.com/447/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/intifada61.wordpress.com/447/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/intifada61.wordpress.com/447/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/intifada61.wordpress.com/447/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/intifada61.wordpress.com/447/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/intifada61.wordpress.com/447/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/intifada61.wordpress.com/447/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/intifada61.wordpress.com/447/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/intifada61.wordpress.com/447/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/intifada61.wordpress.com/447/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/intifada61.wordpress.com/447/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=intifada61.wordpress.com&amp;blog=4704766&amp;post=447&amp;subd=intifada61&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://intifada61.wordpress.com/2009/05/03/bir-ceylanin-hikayesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/115a3843ccc05ab673906c823ebcc639?s=96&#38;d=&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">handala61</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Sonra Resulullah&#8217;ın Sesi Gelir</title>
		<link>http://intifada61.wordpress.com/2009/04/26/sonra-resulullahin-sesi-gelir/</link>
		<comments>http://intifada61.wordpress.com/2009/04/26/sonra-resulullahin-sesi-gelir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Apr 2009 14:49:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>intifada61</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[Sağdan Soldan]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[ahir zaman]]></category>
		<category><![CDATA[bataklık]]></category>
		<category><![CDATA[islamın orta çağı]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber efendimizin sesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://intifada61.wordpress.com/?p=438</guid>
		<description><![CDATA[Sonra Resulullah&#8217;ın Sesi Gelir Yeni uyanmışlığın hantallığını üzerimdeydi Uyuyor muydum, uyanık mıydım umurumda değil Can dostum elini yüreğine dayayıp ‘Maksadın gerçekten irfansa, Ve hikmetse aradığını kayıp hazine, Muhammedi bir kurs lazım yarana’ Dedi ve tekrar başını elleri arasına alıp Okumakta olduğu kitabın sayfalarına daldı. Sanki hiç yazı nedir bilmeyen gönlüme En kalın puntolarla bir kalem [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=intifada61.wordpress.com&amp;blog=4704766&amp;post=438&amp;subd=intifada61&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sonra Resulullah&#8217;ın Sesi Gelir</strong></p>
<p>Yeni uyanmışlığın hantallığını üzerimdeydi<br />
Uyuyor muydum, uyanık mıydım umurumda değil<br />
Can dostum elini yüreğine dayayıp<br />
‘Maksadın gerçekten irfansa,<br />
Ve hikmetse aradığını kayıp hazine,<br />
Muhammedi bir kurs lazım yarana’<br />
Dedi ve tekrar başını elleri arasına alıp<br />
Okumakta olduğu kitabın sayfalarına daldı.<br />
Sanki hiç yazı nedir bilmeyen gönlüme<br />
En kalın puntolarla bir kalem değdi.<br />
Ücreti nedir diye sormak istiyordum aslında.<br />
Sanki içimi okumuştu,<br />
Tekrar elini kitabın sayfasına koydu<br />
Yüzü gülüyordu sanki evet, gülümsedi<br />
Ücreti dedi, bir tutam yürek.</p>
<p>Aslında bu yazı tufanla alakalı olacaktı. Ancak baktım artık tufanlar için bile geç kalmışız. Meğer zaman tufan sonrası. Bir dostum şöyle diyordu;</p>
<p>- Düşünüyorum da şu halimiz bildirildiğinde Allah Resul’üne her gün yüzünün aldığı şekli dehşete kapılıyorum.</p>
<p>Evet dehşete kapılmadan yaşayacak kadar düştükse yuh olsun ömrümüze. Sonra hatırladım Allah kendi resulünü üzer mi hiç? Günahlarımızın çoğu ona haber verilmiyordur. Ama daha kötüsü çıkmıyor mu karşımıza? Bizim ayıplarımızı Allah görünce –mecazen- onun yüzü nasıl oluyor? Nasıl helak olup yere geçmiyoruz? Aslında soru kendi cevabını içeriyor. Biz helak kavramını değiştirmişiz ondan tüm bu vurdumduymazlık. Helak sadece kulakları parçalayan ses, taş yağması, para yığması, sel, su ve hatta volkanik patlamalar bir de Ebabillerle mi olur? Bunu bu kadar basit mi algılayacağız? ‘Bir yerde tuğyan varsa tufan da oradadır.’ Sözüne kulak vermeden mi devam edeceğiz?</p>
<p>Aslında biz çoktan battık da farkında değiliz? Bir iki yanlış yapanı görünce ‘o, yerin dibine batmıştır’la özetlerken acaba aynalarımızı gizledik mi? Ahir zaman denilen vakitleri bataklık diye adlandırdık yüzyıllardır. Hep bataklıkları başka yerlerde arar olduk. Nihayetinde gerçek Pandora’nın kutusuna nasıl da sığdırılmış. En gizli yerlere sakladığımız günahlarımız onun içinde evet. Diyelim açıldı yanlışlıkla sonra biz nereye saklanacağız?</p>
<p>Hayır; ileride bileceksiniz. Yine, kella, ileride bileceksiniz.(Tekasür 3–4)</p>
<p>Yanılıyoruz. Biz tufan sonrasıyız. Ama tufanda unutulmuşuz. Hani ‘Onlar Allah&#8217;ı unuttular; O da onları unuttu. (Tevbe 67) diyor ya Kuran. Allah bizi tufanda unuttu. Döndük baktık her adım çamur dolu. Meğer bataklıktan çıkmışız. Nasıl mı?  Atılmışız oradan dahi. Meğer orası bile cennetmiş bize. Şimdi semadan bir ses gelse;</p>
<p>-	Ey insanlar! Sizi bataklıktan çıkardık. Hak etmediğiniz şeyleri size vermek zulümdür.</p>
<p>Sonra Resulullah’ın sesi gelir;</p>
<p>-	Bataklık yok ama bunlar -bizler- bataklığın kendileri olduğunun farkında değiller mi?</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/intifada61.wordpress.com/438/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/intifada61.wordpress.com/438/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/intifada61.wordpress.com/438/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/intifada61.wordpress.com/438/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/intifada61.wordpress.com/438/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/intifada61.wordpress.com/438/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/intifada61.wordpress.com/438/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/intifada61.wordpress.com/438/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/intifada61.wordpress.com/438/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/intifada61.wordpress.com/438/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/intifada61.wordpress.com/438/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/intifada61.wordpress.com/438/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/intifada61.wordpress.com/438/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/intifada61.wordpress.com/438/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=intifada61.wordpress.com&amp;blog=4704766&amp;post=438&amp;subd=intifada61&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://intifada61.wordpress.com/2009/04/26/sonra-resulullahin-sesi-gelir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/115a3843ccc05ab673906c823ebcc639?s=96&#38;d=&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">handala61</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Bir Doğulunun Kayıp Tanrısı</title>
		<link>http://intifada61.wordpress.com/2009/04/24/bir-dogulunun-kayip-tanrisi/</link>
		<comments>http://intifada61.wordpress.com/2009/04/24/bir-dogulunun-kayip-tanrisi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Apr 2009 00:10:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>intifada61</dc:creator>
				<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kısa Hikaye Denemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sağdan Soldan]]></category>
		<category><![CDATA[doğulu kalmak]]></category>
		<category><![CDATA[doğulu olmak]]></category>
		<category><![CDATA[doğulu tanrılar]]></category>
		<category><![CDATA[hz ibrahim'in Allah'ı arayışı]]></category>
		<category><![CDATA[kayıp tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[mistisizm ve din]]></category>
		<category><![CDATA[nemrut]]></category>
		<category><![CDATA[sebt nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://intifada61.wordpress.com/?p=435</guid>
		<description><![CDATA[Bir Doğulunun Kayıp Tanrısı Doğu’da tanrısının çok değerli bir heykeline sahip adamın hikayesi anlatılır. Belki saf altındandı belki de sadece onun için bu kadar değerliydi. Ama bir şekilde değerliydi. Her ne olursa olsun onu çaldırmaktan korktuğu için onu sandığında saklıyor sadece kutsal günlerde dışarı çıkarıyordu. Diğer zamanlarda bu heykel hep sandıkta kilitli kalıyordu. Bir özel [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=intifada61.wordpress.com&amp;blog=4704766&amp;post=435&amp;subd=intifada61&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bir Doğulunun Kayıp Tanrısı</strong></p>
<p>Doğu’da tanrısının çok değerli bir heykeline sahip adamın hikayesi anlatılır. Belki saf altındandı belki de sadece onun için bu kadar değerliydi. Ama bir şekilde değerliydi. Her ne olursa olsun onu çaldırmaktan korktuğu için onu sandığında saklıyor sadece kutsal günlerde dışarı çıkarıyordu. Diğer zamanlarda bu heykel hep sandıkta kilitli kalıyordu.</p>
<p>Bir özel günün sabahı doğulu kalkıp sandığını açıp heykeli çıkarmaya niyetlenir. Ancak heykel orada yoktur. Adam göremediği heykelin dehşetinden dövüne dövüne sokaklarda feryat etmeye başlar. Sürekli ‘Tanrım çalınmış, Tanrım çalınmış’ diye bağırıyordu.</p>
<p>‘O’nu kaybettin mi?’ demiş komşusu. ‘Nihayet onu aramaya başlayacaksın, artık ibadetin anlamını anlarsın.’</p>
<p>Öyle demiyor muydu Hz. İbrahim (a.s);</p>
<p>“–Ey benim ve şu varlıkların yaratıcısı Rabbim! Her kim isen, seni bulmama yardım et!”</p>
<p>Peki, bizim baltalarımız putlarımızı kırdı mı, ibadetlerimizi sunduğumuz Allah tasviri nasıl? Belli günlerde Allah’ı (haşa) sandıklarımıza koyup bazı günlerde anmaya mı başladık? Biz de mi Sebt edindik?</p>
<p>‘Onları kurtarıp karaya çıkardığı zaman ise bir de bakarsın ki, Allah&#8217;a ortak koşuyorlar.’ (Ankebut 65)</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/intifada61.wordpress.com/435/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/intifada61.wordpress.com/435/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/intifada61.wordpress.com/435/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/intifada61.wordpress.com/435/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/intifada61.wordpress.com/435/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/intifada61.wordpress.com/435/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/intifada61.wordpress.com/435/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/intifada61.wordpress.com/435/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/intifada61.wordpress.com/435/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/intifada61.wordpress.com/435/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/intifada61.wordpress.com/435/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/intifada61.wordpress.com/435/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/intifada61.wordpress.com/435/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/intifada61.wordpress.com/435/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=intifada61.wordpress.com&amp;blog=4704766&amp;post=435&amp;subd=intifada61&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://intifada61.wordpress.com/2009/04/24/bir-dogulunun-kayip-tanrisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/115a3843ccc05ab673906c823ebcc639?s=96&#38;d=&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">handala61</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Denizi Olmayan Bir Şehre Neden Böyle Bir İsim Verirler</title>
		<link>http://intifada61.wordpress.com/2009/04/21/denizi-olmayan-bir-sehre-neden-boyle-bir-isim-verirler/</link>
		<comments>http://intifada61.wordpress.com/2009/04/21/denizi-olmayan-bir-sehre-neden-boyle-bir-isim-verirler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Apr 2009 15:02:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>intifada61</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Sağdan Soldan]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://intifada61.wordpress.com/?p=442</guid>
		<description><![CDATA[Denizi Olmayan Bir Şehre Neden Böyle Bir İsim Verirler Nihayetinde anladım Meğer sen ordaydın Nice canlar yollarda helak olmuş Nicesi kapında gözyaşı dökmüş bir zaman Yaka yırtanlar bir bir vurulmuşlar Her sokak başında ağlattığın insanlar Her köşe başında yanık kokusu Yanan insan ciğeri olsa gerek Adın sanın yayılmış Malay adalarına Hindistan’da ayinler yapılmış Dicle hiç [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=intifada61.wordpress.com&amp;blog=4704766&amp;post=442&amp;subd=intifada61&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Denizi Olmayan Bir Şehre Neden Böyle Bir İsim Verirler</strong></p>
<p>Nihayetinde anladım<br />
Meğer sen ordaydın<br />
Nice canlar yollarda helak olmuş<br />
Nicesi kapında gözyaşı dökmüş bir zaman<br />
Yaka yırtanlar bir bir vurulmuşlar<br />
Her sokak başında ağlattığın insanlar<br />
Her köşe başında yanık kokusu<br />
Yanan insan ciğeri olsa gerek</p>
<p>Adın sanın yayılmış Malay adalarına<br />
Hindistan’da ayinler yapılmış<br />
Dicle hiç bu kadar dizginleri bırakmamıştı<br />
Ege’de sular alabildiğine hırçın<br />
Sanki prangalarından sıyrılmış.<br />
Deniz getirmiş Denizli&#8217;ye<br />
Kapının önünde yine onca ağlayış<br />
Yalnız perdeni aralaman için<br />
Bu ne nazdır, bari bırak<br />
Güneş evine girsin.</p>
<p>Bunca gözyaşı<br />
Ege’nin sana bunca kavuşma arzusu<br />
Vuslat ki tahammüle imkan yok<br />
Mest olmuş herkesler<br />
Nihayetinde Ege çıkagelmiş kapına<br />
Gitmemeye yeminli.<br />
Şehri sular basmış sırf bunun için<br />
Günler geceler kapında dilenmiş<br />
Duyana dek bir başkasını sevdiğini</p>
<p>Ege boynu bükük, viran<br />
Terk etmiş yurdunu<br />
Geri dönmek şanına yakışmaz sevenin<br />
Ama sevilenin şanına yakışmaz<br />
Birkaç tutam yalan söze kanmak<br />
Ve Ege yatağına dönmüş<br />
Ağlayanların yutmuş toprak<br />
Dinmez denilen gözyaşlarını<br />
Ege yine uzak düşmüş senden<br />
O gün, bugün Ege sessiz çocuk gibi<br />
Umurunda değil gemilerin sevgisi<br />
Sahile vuran dalgaların parçalan<br />
Parça parça oluşuna aldırmıyor.</p>
<p>Sevdiğim, duydum ki<br />
Şehrin dışına taşınmışsın.<br />
Dikkat et evime yaklaşmış olmayasın<br />
Yoksa pencereme vuran yağmur<br />
Niye bu kadar çok burada.<br />
Evimin güneş görmeyişini<br />
Başka neye yorayım<br />
Yine de sen dikkat et sevdiğim<br />
Zaten Karadeniz’i zor dizginledim.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/intifada61.wordpress.com/442/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/intifada61.wordpress.com/442/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/intifada61.wordpress.com/442/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/intifada61.wordpress.com/442/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/intifada61.wordpress.com/442/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/intifada61.wordpress.com/442/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/intifada61.wordpress.com/442/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/intifada61.wordpress.com/442/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/intifada61.wordpress.com/442/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/intifada61.wordpress.com/442/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/intifada61.wordpress.com/442/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/intifada61.wordpress.com/442/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/intifada61.wordpress.com/442/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/intifada61.wordpress.com/442/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=intifada61.wordpress.com&amp;blog=4704766&amp;post=442&amp;subd=intifada61&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://intifada61.wordpress.com/2009/04/21/denizi-olmayan-bir-sehre-neden-boyle-bir-isim-verirler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/115a3843ccc05ab673906c823ebcc639?s=96&#38;d=&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">handala61</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Esedullah Galib Divanından Seçmeler</title>
		<link>http://intifada61.wordpress.com/2009/04/09/esedullah-galib/</link>
		<comments>http://intifada61.wordpress.com/2009/04/09/esedullah-galib/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Apr 2009 22:46:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>intifada61</dc:creator>
				<category><![CDATA[Divan Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[büyük urdu şairi]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyatta melankoli]]></category>
		<category><![CDATA[galib]]></category>
		<category><![CDATA[melankoli]]></category>
		<category><![CDATA[mirza esedullah galib]]></category>
		<category><![CDATA[mirza galib]]></category>
		<category><![CDATA[türk asıllı yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[urdu dili]]></category>
		<category><![CDATA[urduca]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://intifada61.wordpress.com/?p=390</guid>
		<description><![CDATA[Esedullah Galib Divanı&#8217;ndan Seçmeler Ne kadar tatlı dillisin ki rakip O kadar küfretmenden bile alınmadı. (26) Allah’ın huzuruna getirdiğim hediye, utancımdır. Yüzlerce farklı günah kanına bulanmış bağlılığımdır. (24) Her gönülde Rabbim yerin, sen benden razı gelirsen Bilirim ki bütün dünya bana lütufta bulunacaktır. (25) Umursamazlığı benimsemekte maksadın ne? Ey nazlı daha ne kadar diyeceksin, ‘Derdin [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=intifada61.wordpress.com&amp;blog=4704766&amp;post=390&amp;subd=intifada61&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Esedullah Galib Divanı&#8217;ndan Seçmeler </strong></p>
<p>Ne kadar tatlı dillisin ki rakip<br />
O kadar küfretmenden bile alınmadı. (26)</p>
<p>Allah’ın huzuruna getirdiğim hediye, utancımdır.<br />
Yüzlerce farklı günah kanına bulanmış bağlılığımdır. (24)</p>
<p>Her gönülde Rabbim yerin, sen benden razı gelirsen<br />
Bilirim ki bütün dünya bana lütufta bulunacaktır. (25)</p>
<p>Umursamazlığı benimsemekte maksadın ne?<br />
Ey nazlı daha ne kadar diyeceksin, ‘Derdin nedir?’</p>
<p>Korkun ne? Sorumlusu benim buraya bak<br />
Bakışının öldürdükleri için kan pahası nedir?</p>
<p>Kim o sabır ve dayanma iddiasında olan?<br />
Aşk için sabır, sükun, metanet lafları nedir?(21)</p>
<p>Ya Rab! O beni ne anlayabildi, ne anlayabilecek<br />
Bana başka bir lisan vermezsen ona başka bir kalp ver.</p>
<p>Ölüyorum sesine, varsın başımın kesilmesi söz konusu olsun<br />
Ama cellada hep desin ki; ‘ bir daha vurun başını, bir daha’. (62)</p>
<p>Ey rahatlık kenara çekil! Ey intizam git başımdan!<br />
Çılgın gözyaşı selimle evin her şeyi yıkacaktır bugün.(54)</p>
<p>Aşığın öldüğün yerin metrelerce çevresinde kına bitmekte<br />
Bu ne yüce sevgili ayağını öpme hasretiyle ölmektir. (39)</p>
<p>Yüzlerce kez aşk bağından kurtulduğumuz oldu<br />
Ama ne yaparsın gönül özgürlük düşmanıdır. (33)</p>
<p>Kıskançlığım onun salınarak yürümesine dayanamaz<br />
Yüzümdeki her damla teri onu seyreden hayran göz sandım (34)</p>
<p>Niye yanmadım yarin yüzündeki yakıcılığı görüp?<br />
Şimdi yanıyorum seyretmedeki dermanımı görüp.</p>
<p>Beni katletmeye geliyor nihayet, ama ben<br />
Kıvılcımdan öldüm, yarin elindeki kılıcı görüp</p>
<p>Eyvah! Yar cefa çektirmekten elini çekti<br />
Benim cefa çekmekten zevk aldığımı görüp</p>
<p>Ayaklarımdaki su dolu şişlerden tasa ederken<br />
Mutlu oldum yolu dikenlerle kaplı görüp.(60)</p>
<p>Ey gönül ölmek için başka çare bir çare düşün<br />
Sende katilin şanına yakışır hal kalmadı.(41)</p>
<p>Kapanıverdi gözlerim Galib, açılır açılmaz<br />
Dostlar yari yanıma getirmişler, ama ne zaman. (52)</p>
<p>Pervane hasretinin derdi seni yedi bitirdi, ey şule!<br />
Titremenden belli, meşalen güçsüzleşmiş halde. (75)</p>
<p>Benim yürek yaramı över, ne büyük yaradır bu diye,<br />
Yarama basmak için beni çağırır her nerde görse tuz. (77)</p>
<p>Vefalı olduğu yanılgısına ölümüne balıdır gülün<br />
Gül, bu alışverişe gülmektedir bülbülün. (80)</p>
<p>Beni yaban ellerinde öldürdü, memleketten uzakta,<br />
Allah’ım kurtardı beni kimsesizlik utancından.</p>
<p>O kıvrımlı zülüfler idam ilmeğidir. Ey Allah’ım!<br />
Benim özgürlük iddiamı kurtar utancımdan. (83)</p>
<p>Derin uykudaki talihimden biraz borç uyku alsam<br />
Ama korkum şudur ki Galib, geri nasıl öderim. (84)</p>
<p>Yaralarımı diktirdim diye beni yererler.<br />
Sanırlar mı ki lezzet yoktur yaraların sızlamasında.</p>
<p>Öyle naz baharı bir sevgili için ölmüşüm ki<br />
Kabrimde toprak yoktur gül cilvelerinden başka. (87)</p>
<p>Nazlıyı methetme işini bir türlü yapıp bitiremedim<br />
Eğer bir tek edası olsaydı onu kaderim bilirdim.</p>
<p>Ben ve yürek dağlayan yüzlerce figanım<br />
Sen ise bir tekini bile duymazsın ne diyebilirim?</p>
<p>Zalim! Sana sair düşüncemden dolayı utandır beni<br />
Allah göstermesin, ben sana nasıl vefasız diyebilirim?(88)</p>
<p>Her sözcüklerle teşekkür edeyim onun özel ilgisine<br />
Halimi hatırımı sordu, ama sözle değil.</p>
<p>Soruyor ki ‘senin kaderinde ne yazılmış acaba?’<br />
Sanki alnımda o puta ettim secdelerin izleri yok. (91)</p>
<p>Çöl gezginlerine hiçbir engel önlem değil<br />
Ayağımdaki bir alışkanlıktır, zincir değil.</p>
<p>Acı çekme hasreti içimde kalacak<br />
Vefa yolu kılıç keskinliğinden geri değil.(92)</p>
<p>Gözümün içinde gözbebeği olduğunu sanmayın,<br />
Gözün kalbindeki siyahlıkta ahlar toplanmıştır. (93)</p>
<p>Ah ve figanıma kanıt ararsan yürek yaramda ara<br />
Zira hırsızı yakalamak için ayak izlerine bakarlar.(96)</p>
<p>Onu bekleyip uyumayayım ömür boyu diye<br />
Geleceğine dair söz verdi gece rüyamda.</p>
<p>Ben ve vuslat hazzı! Allah’ın inayeti bu<br />
Canımı sunmayı unuttum ona ben o şaşkınlıkla</p>
<p>Binlerce cilveleşmesinden ala, bir göz kaçırması<br />
Süslenmesinden çekici, yüzünü dökmesi kızgınlıkla.</p>
<p>Feryat onun kalbinde çöp kadar yer etmez,<br />
Ki o feryat güneşte kocaman delik açmakta. (97)</p>
<p>Kıskançlık bırakmaz ki senin adını söyleyeyim,<br />
Herkese soruyorum ‘nereye gideyim ben?’</p>
<p>Al işte! Diyor ki; ‘Neyi var, malsız mülksüz bu adam’<br />
Bilseydim evimi barkımı yoluna feda eder miydim ben?(99)</p>
<p>Ey zulüm mucidi! Figan ince bir talepten başka şey değil<br />
Cefa isteyişimdir, yoksa cefadan şikayet edişim değil.</p>
<p>Geri değil viranelikte o da, ama enginliği malum<br />
Çölde öyle rahatım ki evim aklımda değil.</p>
<p>Cıvıl cıvıl oluşuyla cennet senin sokağından geri değil<br />
Görüntü aynı, ama orası bu kadar kalabalık değil.(101)</p>
<p>Yabancının şirin dili onun üzerinde etkili oldu,<br />
Ben dilsizin, ona aşık olduğunun farkında değil.(103)</p>
<p>Sarığına işlenmiş mücevherlere ne diye bakayım,<br />
Ben inci ve pırlantanın yüksek bahtına bakarım.(106)</p>
<p>Yazık ki kapında sürekli kalıcı değilim ben<br />
Böyle yaşama lanet ki eşiğinin taşı değilim ben.</p>
<p>Ayaklarını görme şerefinden neden mahrum gözlerim?<br />
Rütbe bakımından ay ve yıldızlardan aşağı değilim ben.(110)</p>
<p>Gönül nasıl çalınır diye ona ne diye sorayım, gerek yok<br />
Yaptı her bir işareti sanki der ki, bak işte böyle.</p>
<p>Dedim ki, sevgilim mahfil yabancılardan arınmalıdır<br />
Bunu duyan o zalim beni dışarı attı dedi ‘işte böyle.’(116)</p>
<p>Aramızda aşk yoksa da varsın olmasın,<br />
Düşmanlık olsun, ama bir ilişkimiz olsun.(119)</p>
<p>Nasıl bir çölde gezinme tutkusudur ki öldükten sonra<br />
Kendiliğinden kıpırdar kefenin içinde ayaklarım.(121)</p>
<p>Sevgili kalp çarpıntısına tutulmuş, ben utanç içindeyim<br />
Sakın bu benim ah ve figanlarımın etkisinden olmasın. (122)</p>
<p>Yarin örtüsü içinde bir tel kabarmış durmakta<br />
Ölürüm kıskançlıktan, sakın birisinin bakışı olmasın?(124)</p>
<p>Mektubunla teselli bulurum düşüncesi yanlış değildir<br />
Görme isteklisi gözler bununla yetinmese ben ne ederim?(125)</p>
<p>Dert hanemin kapısını, bacasını bitkiler sardı<br />
Baharı böyle olan yerin hazanını hiç sorma.(129)</p>
<p>Keşke feryat etmeseydim. Nerden bilirdim ey dost<br />
İçimde derdi artırmaktan başka işe yaramadı o da.(132)</p>
<p>Bir daha bana, ‘ sen benim hayatımsın’ deme<br />
Bugünlerde hayatın kendisinden bezginim.(143)</p>
<p>Benimle ilişkini kesmeyesin sakın<br />
Hiç ilgin yoksa bile varsın husumet olsun.</p>
<p>Ben vefadan asla vazgeçmeyeceğim<br />
Aşk olmasa da varsın yerine musibet olsun.(148)</p>
<p>Yarin göndereceği haberin mutluluğundan geçti Esed<br />
Ulağı kıskanmaktadır, soru cevap sohbetinden dolayı.(152)</p>
<p>Kısmetime bak ki, kendi kendime gıpta ederim<br />
Onu seyredeyim, edemem kendimi kıskandığımdan.</p>
<p>Tutku her an ah ve figan etme arzusunda<br />
Yürek ise korkmaktadır nefes almaktan. (153)</p>
<p>Parçalandı bağrım, ne güzel! Artık özgürlük<br />
Yürek yaralarımı saklama zahmeti bitti.</p>
<p>Ayak izlerinin çekiciliğindeki güzelliğe bak<br />
Yarin süzülerek yürümesi ne büyük zarafetti.</p>
<p>Geçmiş gelecek ayrımı silindi birden<br />
Dün sen gittin ya, benim için o gün kıyametti. (158)</p>
<p>Teskin için sızlanmam, sevgiliye kavuşayım yeter.<br />
Cennet hurilerine senin yüzünü göstereyim yeter.</p>
<p>Beni katlettikten sonra kendi sokağına defnetme sakın<br />
Ziyaret bahanesiyle halk senin evini öğrenecektir.</p>
<p>Sana da ben göstereyim Mecnun’un neler yaptığını<br />
İçimi yakan gizli dertlerden eğer fırsat bulursam.</p>
<p>Ey sevgilinin sokağında ikamet edenler! İyi bakın,<br />
Oralarda bir yerde perişan Galib’e rastlarsanız.(159)</p>
<p>Ey zalim! Şikayet etme izni ver bana<br />
Böylece sen de çektirdiğin acıdan zevk alasın. (163)</p>
<p>Onun ziyaretiyle yüzüme renk geldi<br />
O da sanıyor ki hastanın hali iyidir. (164)</p>
<p>Şikayet imasında bile sevgili rahatsız olur<br />
Bu lafı sakın deme, dersen o da şikayet olur. (167)</p>
<p>Bedenimin yandığı yerde kalbim de yanmıştır.<br />
Şimdi külleri karıştırırsın! Aradığın şey nedir?</p>
<p>Damarlarda akıp dolaşmasına kanmam ben<br />
Gözlerden damlamıyorsa eğer, kan nedir?(178)</p>
<p>Mektup yazacağım, gerçi yazacak yeni bir şey yok<br />
Ben aşığıyım aslında defalarca adını yazmanın.</p>
<p>Gözlerim gönlümü nasıl tuzağa düşürdü<br />
Onlar da halkaları mı yoksa senin tuzağının?(180)</p>
<p>O rüyama girip ıstırabımı hafifletebilir ama<br />
İçimdeki yangın uyumama fırsat vermiyor.(193)</p>
<p>Öldürme anında ona bakma arzum yarım kalacak,<br />
Ey kem talih! O katilin hançerini keskin bileli olmasın.(200)</p>
<p>Kendimi toplamama izin ver ey ümitsizlik, bu ne bela!<br />
Böyle giderse sevgili hayali bile kopup gidecek benden</p>
<p>İtiraf etmeliyim ki ben de seyredenlerden biriyim ama<br />
Onun seyredilmesine seyirci kalmam nasıl beklenir benden. (205)</p>
<p>İlgisizlikten şikayet etmeye gittim yanına<br />
Tek bir bakışlık ilgiyle toprak oldum.(210)</p>
<p>Katilim kavga eder haşir günü, niye kalktın diye<br />
Belli ki duymamış sesini Sur’un. (231)</p>
<p>Urdu Dilinin Türk Asıllı Dahi Şairi Mirza Asadullah Han Galib &#8211; Celal Soydan</p>
<p>Türk asıllı Galib’in (27 Aralık 1797 Agra, 15 Şubat 1869 Delhi) Urdu dilinin gelişim sürecine gerek şiiri, gerekse nesir yazılarıyla büyük katkı sağladığı istisnasız tüm Urdu edebiyatçı, tarihçi ve eleştirmenlerince kabul edilen bir gerçektir.</p>
<p>O bu dilde gösterdiği maharetle, Urdu dilinin sanıldığı gibi kısır bir dil olmadığını, aksine her tür konunun tüm detaylarıyla rahatça işleyebileceği, sınırları çok geniş bir dil niteliğinde olduğunu gözler önüne sermiştir. Böylece bölge edebiyatçıları ana dilleri olmayan Farsça yerine bölgenin dili olan Urduca’yı yazın dili olarak kullanmaya başladılar ve bu dili daha da işlek ve kullanılabilir bir dil haline getirdiler. Nitekim Galib dönemini takip eden kuşaktan olan Sir Seyyid Ahmed Han ve arkadaşlarının başlattığı yeni akımla Urdu dili gelişiminin doruk noktasına ulaşmıştır.</p>
<p>Urdu dilinin oluşum ve gelişim serüveninde Hindistan’a yerleşen Türklerin büyük katkısı olduğu açıktır. Zira Hindistan’a gelen Orta Asya kökenli Türkler, beraberlerinde dillerini ve kültürlerini de getirdiler. Bu yüzdendir ki Pakistanlı bir tarihçi, Sultan Mahmud Gaznevi’nin[1] Hindistan’a gelişini, asırlarca sürecek Maveraunnehir kökenli bir kültür inkılabının habercisi[2] olarak tanımlar. Hint-Türk saltanatı, sadece Hindistan tarihinin yaklaşık sekiz yüzyıllık bölümünü şekillendirici bir unsur olarak kalmamış, ayrıca Hindistan-Pakistan var oldukça gelecekte de kendini hatırlatacak silinmez izler bırakmıştır. Tarihçi-eleştirmen Reşid Ahmed Siddiki, Moğol (Hint-Türk) saltanatının Hindistan’a üç muhteşem şey kazandırdığını, bunların Urdu dili, Taç Mahal, ve Galib olduğunu belirtir.[3] Urdu dilinin oluşması ve gelişmesinde Türklerin etkisi yadsınamaz bir gerçektir.</p>
<p>Urduca’nın ilk numunelerini yine Türk soyundan bir şair olan, tarihçi, müzisyen Emir Hüsrev’in[4] dizelerinde görmekteyiz. Hindistan’ın en büyük Farsça şairi olarak tanınan Hüsrev, Farsça şiirleri arasına yer yer Urduca dizeler de katmaktaydı. Urdu dilinin, zamanla ve özellikle Gaznelilerden başlayarak sarayda Türkçe konuşan sultanların teşvikleri[5] ve sonraki Hint-Türk sultanlıkları[6] dönemlerinde ordunun çoğunu oluşturan Türk kökenli askerlerin dilleriyle yerli halk dillerinin karışması neticesinde şekillendiği görüşü genel kabul görmektedir. Urduca’nın oluşması ve tutunmasında Türk etkisinin bir şekilde var olduğu görülmektedir. Son dönemde bu dile yepyeni bir ruh kazandıran kişi Galib olmuştur ve o da Türk soyundan bir şairdir.</p>
<p>Galib, bölgede uzun yıllar yazın dili olagelen Farsça ve giderek daha yaygınlaşan İngilizce karşısında Urduca’nın yazın dili olarak fazla etkin bir dil olamayacağı şeklinde bir kanaatin oluştuğu bir dönemde, bu dilin sanıldığı gibi kifayetsiz olmadığını verdiği eserleri ve kuşaklar boyu etkilediği edebiyatçılarla kanıtlamıştır. Urdu dilinin ne denli zengin ve işlenebilir bir dil olduğunu gösteren ve Urdu edebiyatının modern çağının mimarı sayılan Türk asıllı dahi şair Galib, mensubu olduğu nesilden gururla söz eder. Farsça divanında kendini ve mensubu olduğu nesli şöyle tanıtır:</p>
<p>Galib, kutsal Turan toprağındanız<br />
Yani soy bakımından haşmetliyiz<br />
Türk oğluyuz ve soy olarak<br />
En büyük kavmin mensubuyuz<br />
Türk toplumlarından Aybek’teniz<br />
Bütünlük bakımından ayın on katıyız<br />
Atalarımızın mesleği çiftçiliktir<br />
Semerkantlı sınır muhafızı oğluyuz.<br />
Anlamdan ne dediğimi yorumlamışsan<br />
Başka ne diyelim ki biz şuyuz, buyuz<br />
Hakkın feyzinin değersiz talebesiyiz<br />
Salt aklın en olgun oğluyuz<br />
Hem parlaklıkta şimşekle nefesdaşız<br />
Hem de cömertlikte buluta benzeriz.<br />
Gösterdiğimiz çabayla başarıya ulaşırız<br />
Olmayan rızkla yetiniriz[7].</p>
<p>Bu beyitlerde belirttiği üzere Galib’in soyu Orta Asya Türklerine dayanmaktadır. Galib, biyografisini kaleme aldığı bir yazıda da atalarına ilişkin şu açıklamayı yapar: “Ben nesil olarak Selçuklu Türküyüm. Dedem Kaukan Beg Han, Şah Alem[8] zamanında Semerkant’tan Delhi’ye geldi. Elli atlı birliği ile Şah Alem’in hizmetine girdi&#8230;”[9] Galib’in dedesi de babası da askerliği meslek edinmiş ve dönemim Hint-Türk sultanları hizmetine girmişlerdi. Aynı şekilde Galib de son Hint-Türk sultanı Bahadur Şah Zafer’in hizmetinde bulunmuş ancak asker değil, şair ve eğitimci olarak görev ifa etmiştir.</p>
<p>Galib, Farsça divanının birinci cildinde kendisinin Selçuklulardan, hatta Efrasiyab ve Peşenglerden[10] olduğunu yazar. Galib’in yazdığına göre, Tersim Han Semerkandi’nin oğlu olan Galib’in dedesi Kaukan Beg, vatanından ayrılıp ilkin Lahor’a göç etti. Ancak Lahor’daki siyasi kargaşa ortamından dolayı Delhi’ye göçerek Navab Zulfikar-ud-Devle Necef Han Bahadur’un hizmetine girdi. Galib’in babası Abdullah Beg ile amcası Nasurllah Beg Delhi’de doğdular. Onlar da babaları gibi askerlik mesleği icra ettiler[11].</p>
<p>Urdu edebiyat eleştirmenlerinden ve Galib hakkında ilk eseri yazan tarihçi-yazar Hali, Yadgar-e Galib’de şu ifadeleri kullanır: “Selçuklular zayıfladığında Asya’nın çeşitli yerlerine dağıldılar. Onlardan biri olan Tersim Han adındaki varlıklı bir bey Semerkand’a yerleşti. Tersim Han ailesinden olan Galib’in dedesi Semerkant’tan Hindistan’a gelip yerleşti[12].” Aynı eserde Galib’in dedesinin dilinin tam bir Türkçe olduğu ve onun Hindistan dilini pek anlamadığı belirtilir[13].</p>
<p>İlkin Galib’in dedesi Hindistan’a göç etti ve Şah Alem’in sarayında saygın bir yer edindi. Galib’in babası Mirza Abdullah Beg ise, Hindistan’da çeşitli yerlerde, önce Lakhnow’da Asıf-ud-Devle’nin sarayında, ardından Haydarabad’da Navab Nizam Ali Han Bahadur’un yanında çalıştı. Bir süre sonra buradaki iç kargaşadan dolayı Delhi’ye döndü. Daha sonra o zamanlar Akbarabad olarak bilinen Agra’da Raca Bahtaver Singh’in sarayında çalıştı, ancak Alvar şehrindeki bir çatışmada öldürüldü. Soyuna özgü bir gelenek olarak bu işlerin hepsi askeri nitelikteydiler. Galib, 27 Aralık 1797’de Agra’da doğduğunu belirtir[14].</p>
<p>Galib henüz beş yaşındayken babasını kaybetti. Babasının ölümünden sonra Galib’in bakım ve eğitimini öz amcası Mirza Nasrullah Beg Han üstlendi. Amca Hindistan’daki İngiliz ordusunda yüzbaşı olarak görev yapmaktaydı ve üstün hizmet ve bağlılığı dolayısıyla geniş bir arazi tahsis edilerek ödüllendirilmişti. Ancak Galib henüz dokuz yaşındayken amcası da vefat eder. Amcanın vefatından sonra Galib’e babasından kalan maaş ve tahsis edilen iki köyün arazisi hükümet tarafından geri alınır ve maaş kesilir. Galib uzun süre maaşın tekrar bağlanmasını sağlamak için mahkemelere başvurur ancak netice alamaz. Galib’in geçim kaynağı olan bu gelirler kesilince zor günler geçirmeye başlar. Geçim sıkıntısı onun şiirinde ve ölümünden sonra derlenip yayımlanan mektuplarında önemli bir yer tutar. Sürekli kiralık evlerde oturmak zorunda kalır. Galib’in tek gelir kaynağı, onun öğrencileri ve varlıklı kişilerin ona bağladıkları ama hiçbir zaman düzenli olmayan maaşlardı.</p>
<p>Galib 1810’da, henüz 13 yaşındayken Firuzpur valisinin küçük kardeşi Navvab İlahi Bahş’ın kızıyla evlendirilir. Yedi çocuğu olur Galib’in. Ancak hiç biri 15 aydan fazla yaşamaz. Karısı, Galib’in de iznini alarak yeğeni Zeynel Abidin Arif’i evlat edinir, ancak o da gençlik çağındayken vefat eder. Onun ölümü üzerine yazdığı bir mersiyeden birkaç beyit, Galib’in nasıl bir ıstırap çektiğini gösterir.</p>
<p>Ne olurdu baksaydın yollarıma bir süre daha<br />
Yalnız niye gittin? Şimdi yalnız kal orada bir süre daha.</p>
<p>Daha dün geldin, bugün, “Gidiyorum,” diyorsun<br />
Kabul! fanisin, gideceksin, kalsaydın ya bir süre daha.<br />
Giderken diyorsun ki, “Kıyamette görüşürüz.”<br />
Ne âlâ! Demek var kıyamet anına bir süre daha.</p>
<p>Ah, ey yaşlı felek! Gencecikti henüz Arif<br />
Neyine dokunurdu, kalsaydı hayatta bir süre daha</p>
<p>Nadandır, “Niye ölmüyorsun sen de Galib?” diyenler;<br />
Yazgımızda varmış ölmeye dua bir süre daha[15].</p>
<p>Galib’in yaşamındaki talihsizlikler aile yaşantısı ve geçim sıkıntısı çekmekle sınırlı değildi. Yaşadığı dönemde onun şiiri de, Urdu diline sağladığı katkı da anlaşılamadı. Dönemin şairleri Galib’i ya anlayamadıklarından ya da kıskandıklarından küçük düşürmeye çalıştılar. Hekim Agacan ‘Eyş’in bir dörtlüğü Galib’e karşı o dönemde takınılan genel tutumunu gösteren güzel bir örnektir.</p>
<p>Kendi söylediğini kendi anlayacaksa, ne yaparsın<br />
Şiirin tadı o zaman gelir, biri söylesin diğeri anlasın.<br />
Mir’in şiirini anlarsın, Mirza’nın dilini anlarsın<br />
Ama onun şiirini ya kendi anlasın, ya huda anlasın[16].</p>
<p>Galib’in Urdu dili ve edebiyatına sağladığı katkı hiç kuşkusuz tarihi bir nitelik taşımaktadır. Galib’e kadar şairliğini kanıtlamak isteyen çoğu şair, Farsça yazmayı yeğlemekte, Urduca’yı ise değişiklik olsun diye denemekteydi. Ancak Galib, Urdu şiir ve nesrinin gelişmesine sağladığı katkıyla bu dile karşı takınılan olumsuz tavrı tersine çeviren kişi olarak Urdu edebiyatındaki haklı yerini almıştır. Zira Galib, her şiir türünde işlediği derin ve hassas konularla Urduca’nın sınırlarının ne denli geniş olduğunu kanıtlamış ve bu dilin işlerliğini, esnekliğini, keza diğer dillerden faydalanmaya ne denli açık olduğunu göstermiştir. Galib Urdu şiirinde, tasavvuftan felsefeye kadar, insanın duygu ve fikir dünyasına yönelik her türlü konuyu rahatça şiirine konu etmiştir. Urdu dilinin filozof şairi İkbal, Galib’in XE &#8220;Galib&#8221;  tasavvuf konularını ele alışındaki üslubunu inceleyip ondan faydalandığını XE &#8220;Hali&#8221; [17] keza, duygu ve ifadede Doğululuk ruhunu nasıl canlı tutacağını da ondan öğrendiğini belirtir.[18] A. B. Aşraf’ın da belirttiği gibi, Galib ile İkbal’in ifade üslupları ve mevcuta karşı tutumları müşterektir.[19] İşte bu sebeptendir ki İkbal, her fırsatta Galib’in şiirinden övgüyle bahseder. “Mirza Galib” başlıklı müseddesten birkaçı şöyledir.</p>
<p>Şiirindeki güzelliğe rakip bulmak mümkün değil;<br />
Hayal ve fikir mükemmeli yakalayamadıkça.<br />
Matem tutsun Hindistan ülkesi senin ardından<br />
Ey incelikler gören göze bakma adabını öğreten</p>
<p>Urduca zülüfleri senin tarağına muhtaç<br />
Bir meşale gibi o, ve pervaneler aramakta.</p>
<p>Ey Cihanabad,[20] ey ilim ve sanatın beşiği<br />
Tepeden tırnağa sessiz bir çığlık gibisin<br />
Her zerrende ilim ve sanatın güneşleri uyumakta<br />
Toprağında binlerce mücevher barındırmaktasın</p>
<p>Ama, zamanın gıpta ettiği bir Galib’in var mıydı?<br />
Böylesine parıldayan değerli bir incin var mıydı?[21]</p>
<p>Filozof-şair İkbal, Galib’in hakkını teslim etmeseydi haksızlık etmiş olurdu. Galib sayesinde Urdu edebiyatının rüştünü ispat etmesinden ve Galib’in Urdu şiirine sağladığı esneklikten en fazla faydalanan kişi her halde İkbal olmuştur. Urdu dili ve edebiyatının önde gelen eleştirmenlerinden birinin haklı olarak belirttiği gibi “Galib olmasaydı İkbal de olmazdı.”[22] tespiti çok önemlidir.</p>
<p>Galib kendini Farsça şairi olarak görse de onun Urduca yazdığı şiirleri ve nesir yazıları Urdu dilinin miladı sayılır. O, gerek üslubu gerekse ifade tarzıyla diğer şairlerden çok farklı bir çizgidedir. Geleneksel gazel temalarının dışında, şiiri tamamen özlü bir bilgelik ve derin fikir içerikli olup, her beytinde okuyucunun önüne farklı dünyalar açan derinliktedir. İşte bu yüzden onun Urduca şiirini açıklamak için bir çok edebiyatçı tarafından ciltlerce şerh yazılmıştır. Zira onun şiirinin girift ve ince detaylar taşıyor olması ve hem felsefe hem de tasavvuf konularını kendine has üslubuyla yorumlaması tüm bu şerhlerin yazılmasına sebep olmuştur.</p>
<p>Yukarıda belirtildiği gibi Galib’in çok sayıda Farsça manzum ve mensur eserleri vardır. Ancak Galib’in bu günkü şöhretinin sebebi Farsça yazdıkları değil, küçük hacimli olmasına rağmen Urduca Divanı’dır. Urdu edebiyatının önde gelen eleştirmenlerinden Abdurrahman Becnuri, Galib’in Urduca divanını Hinduizmin temel kitapları olan Vedalarla eş değer tutar. “Hindistan’ın iki ilhami kitabı vardır: Biri Vedalar, diğeri ise Divan-e Galib’tir,”[23] der ve Galib’in divanında yaşam ve kainatın tüm seslerinin duyulduğunu belirtir. Başka bir eleştirmen, “Galib’in Divan’ını yeni neslin İncil’i olarak tanımlayabiliriz”[24] diye yazar.</p>
<p>Diğer bütün Galib eleştirmenlerine göre o, hem incelediği konular hem de tarzı itibarıyla dünyanın en büyük şairlerinden biridir. Zira Galib çağdaşı olan şairlerden çok farklı bir çizgidedir. Galib’in şiirinde uhrevi olana özlem yerine dünyevi yoğunlaşma ağır basar. Galib, esas olarak dünyevi bir şairdir. Tasavvuf konularını işlemedeki ustalığı şairlik gücünün sonucudur. Hatta Galib için “berây-e şi’r goften tasavvuf hub-est” sözü uygun düşer. Ancak o, taklitçi değil, aksine kendi yolunu kendisi açan ve sınır tanımaz bir şairdir. O, tabiatı kendi dönemine kadar görülmemiş ölçüde müstakil bir unsur olarak işlemesiyle aykırı, insana yaklaşımıyla hümanist, evren ve yaşam karşısında mistik, özgür ve arayışa meyilli kişiliğiyle de orijinal bir şairdir.</p>
<p>Galib de şiirinin diğer şairlerinkinden çok farklı bir çizgide olduğunun bilincindedir. O, geleneksel şiir temalarının dışında, nitelikli ve kendine has bir üslubu olduğunu, ele aldığı konuların arayışa meyilli bir yaradılışa yakışır felsefi bir öz taşıdığını bilir. Bunu da değindiği konuların kendisine bir yerlerden ilham edildiğini belirterek açıklar:</p>
<p>Tüm bu temalar gaipten gelir aklıma<br />
Galib, divitin çıtırtısı meleklerin sesidir aslında.[25]</p>
<p>Galib’in Urduca ve Farsça eserlerine baktığımızda şiir ve nesir alanında otuza yakın eseri olduğunu görürüz. Bunlar önce Urduca ardından Farsça eserleri olmak üzere şunlardır:</p>
<p>1- Divan-e Galib: Urduca gazel, kaside ve mersiye türünde şiirlerin yer aldığı ve Galib’in bugün Urduca’nın en büyük şairi olduğunun kanıtı olan divanı. (1841, 1847, 1861, 1862 Delhi; 1862 Kanpur; 1863 Agra<br />
Bu divandan başka çeşitli değişikliklerle Galib’in şiirlerinden oluşan Divan-e Galib Cedid, Biyaz-e Galib be Hatt-e Galib, Divan-e Galib be Hatt-e Galib gibi divanlar da yayımlanmıştır.<br />
2- Kadirnamah: (1856, 1861, 1863 Delhi) Çocukların temel eğitimini amaçlayan konulardan oluşan Halik-e Bari ve Amednama başlıkları altında iki bölüm olarak hazırlanmıştır. 133 beyitten oluşur.<br />
3- ‘Ud-e Hindi: (1868 Miirat) Galib’in mektuplarından yapılan derlemeden oluşur. Galib’in ölümünden dört ay önce yayımlanmıştır. İlk bölümünde 31, ikinci bölümünde ise 135 mektup yer alır.<br />
4- Urdu-ye Mu’alla (1869 Delhi) Mektuplardan oluşan bu derleme Galib’in vefatından sadece 19 gün önce yayımlanmıştır. 480 mektuptan oluşan bu derlemenin ardından daha sonra ele geçen 53 mektupla Urdu-ye Mu’alla II. Bölüm (1899) ve 93 mektupla Urdu-ye Mu’alla III. Bölüm (1970) yayımlandı.<br />
5- Makatib-e Galib (1937 Bombay; 1949 Rampur) Galib’in iki Rampur navabına yazdığı 115 mektuptan oluşur.<br />
6- Nadirat-e Galib (1949 Karaçi) 74 mektupluk bu derlemede Munşi Nebi Bahş Hakir ve onun oğlu Abdullatif’e yazılan mektuplar yer alır.<br />
7- Hutut-e Galib (1941 İlahabad; 1963 ‘Aligarh) Muhiş Perşad tarafından yayımlanan bu derleme 528 mektuptan oluşmaktadır.<br />
8- Hutut-e Galib (1951, 1969 Lahor) Gulam Resul Mehr tarafından iki bölüm halinde yayımlanan bir başka mektup derlemesidir.<br />
9- Galib ki Nadir Tehririn ( 1961 Delhi) Galib’in vefatından sonra çeşitli kişi ve yerlerde ortaya çıkan mektup ve nesir yazılarını içermektedir.<br />
10- Nadir Hutut-e Galib (1939 Lakhnow) 27 mektuptan oluşan bir başka mektup derlemesidir. Bunlardan başka Galib’in mektuplarından oluşan bir düzineye yakın derleme daha yayınlanmıştır.<br />
11- Farsça bir sözlük olan Burhan-e Katı’’a eleştiri olarak Galib’in yazdığı Katı’-e Burhan’ın ardından karşılıklı bir atışma ortamı oluşmuştu. Bu seriden Galib, Lata‘ef-e Ğaybi (1864 Delhi), Savalat-e ‘Abdulkerim (1864 Delhi), Namah-e Galib (1865 Delhi) ve Tiğ-e Teyz (1867 Delhi) adı altında bir dizi cevap yazmıştır.</p>
<p>[1] Sultan Mahmud Gaznevî XE &#8220;Gaznevî&#8221; : 998-1030 arasında Gazne sultanı. 1001 ile 1026 arasında Hindistan’a 17 sefer düzenledi ve bugünkü Afganistan’ı ve İran’ın kuzeydoğusunu kapsayan sultanlığına, Hindistan’ın kuzeybatısı ile İran’ın büyük bölümünü de kattı.<br />
[2] Sibt-e Hasan, Pakistan min Tahzib ka İrtika, Danyal, Karaçi 1984 (5.basım), s.180<br />
[3] Ancum, Prof. Cemil Ahmad, Galib ka Hususi Mutala’a, İlmi Kutubhane, Lahor 1991,  s. 106<br />
[4] Emir Hüsrev. (1253 Patyala-Pencab, 1325 Delhi) Şair, tarihçi ve müzisyen. Delhi sultanı Şemseddin İltutmuş’un hizmetindeki bir Türk kumandanının oğludur. Özellikle gazelde Sadi’nin üslubunu benimseyen ve müzikle de yakından ilgilenen Hüsrev’in yapıtları arasında Tuhfetü’s-Sigar, Vasatü’l-Hayat, Gurretü’l-Kemal, Bakiyye-i Nakiyye ve Nihayetü’l-Kemal adlarında beş divanı; İslam edebiyatının genel temalarını işlediği Matlaü’l-Envar, Şirin ü Hüsrev, Mecnun ü Leyla, Heşt Bihişt adlı mesnevileri yer alır. Müzikte çeşitli ragaların (makam), tabla ve sitar gibi enstrümanların mucididir.<br />
[5] Bilkan, Dr. Ali Fuat, Hindistan’da Gelişen Türk Edebiyatı, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1998, s. 2; Ayrıca bkz., Caveed, Kazi, Hindī Muslim Tehzīb, Deen Guard Books Limeted, Lahor 1983, s. 41-90<br />
[6] Hint-Türk Sultanlıkları sırasıyla; Kutbiler (1206-1266), Balabanlılar (1266-1290), Kalaç Sultanlığı (1290-1320), Tuğluklular (1320-1414), Seyyidler (1414-1451), Lodiler (1451-1526) ve Babür Devleti (1526-1858).<br />
[7] Mirza Asad-ullah Han Galib, Kulliyat-e Galib: Farsî, Cilt-I, Maclis-e Terakki-yi Adab-Lahor 1967, s. 157-158.<br />
[8] Alemgir padişahın ikinci oğlu Şah Alem lakaplı Muhammed Muazzam (1643-1712) 1707 ile 1712 arası tahtta kalmıştır.<br />
[9] Halil-ur-rahman Daudi (Derl.) Macmua-ye Nesr-e Galib: Urdu, Maclis-e Terakki-ye Adab, Lahor 1967, s. 355<br />
[10] Efrasiyab: İran milli destanında İran düşmanı olarak gösterilen Turan hükümdarı. Peşeng: Efrasiyab’ın babası<br />
[11] Mirza Asad-ullah Han Galib, Kulliyat-e Galib: Farsî, Cilt-I, Maclis-e Terakki-yi Adab-Lahor 1967, s. 4<br />
[12] Hali, Altaf Huseyin, Yadgar-e Galib, Der. Halil-ur-rehman Daudi, Maclis-e Terakki-ye Adab, Lahor 1963, s. 12<br />
[13] Hali, Altaf Huseyin, Yadgar-e Galib, Der. Halil-ur-rehman Daudi, Maclis-e Terakki-ye Adab, Lahor 1963, s. 13<br />
[14] Galib, Mirza Asad-ullah Han, Kulliyat-e Galib: Farsî, Cilt-II, Maclis-e Terakki-yi Adab-Lahor 1967, s. 54<br />
[15] Galib, Asad-ullah Han, Divan-e Galib, Der. Gulam Rasul Mehr, Şeyh Gulam Ali and Sons, Lahor, s.97-98<br />
[16] Azad, Muhammed Huseyn, Tankid-e Galib ka So Sal, Pencab Üniversitesi, Lahor 1969, s. 27<br />
[17] Rizvi, Vaqar Ahmed, Tarih-e Cadid Urdu Gazel, Lahor 1988, s. 471.<br />
[18] İkbalXE &#8220;İkbal&#8221;, Cavid (Derl.) Şazrat-e Fikr-e İqbal, Lahor 1983, s. 105.<br />
[19] Aşraf, A. B., Galib aur İkbal, Beacan Books, Multan 1988, s.30<br />
[20] Şah Cihanabad: Hint-Türk sultanı Şah Cihan döneminde Delhi’nin diğer adı.<br />
[21] İkbal, Muhammed, Kulliyat-e İkbal, Şayh Gulam Ali and Sons Limited, Lahor 1984 (6. Basım), s. 26<br />
[22] Surur, Al Ahmed, Tankid-e Galib ka So Sal, Pencab Ünivrsitesi, Lahor 1969, s. 285<br />
[23] Bacnuri, Dr. Abdurrahman, Tankid-e Galib ka So Sal, Pencab Yuniversiti, Lahor 1969, s. 122<br />
[24] Ancum, Prof. Cemil Ahmad, Galib ka Hususi Mutala’a, İlmi Kutubhane, Lahor 1991,  s. 106<br />
[25] Galib, Asad-ullah Han, Divan-e Galib, Der. Gulam Rasul Mehr, Şeyh Gulam Ali and Sons, Lahor, s. 223<br />
[26] Bkz. Seyyid Mu’in-ur-Rahman, Galib ka ‘İlmi Sermayah, Lahor 1989.</p>
<p>Kaynak: NÜSHA, Yıl: 1, Sayı: 2, Yaz 2001, s. 149-157.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/intifada61.wordpress.com/390/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/intifada61.wordpress.com/390/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/intifada61.wordpress.com/390/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/intifada61.wordpress.com/390/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/intifada61.wordpress.com/390/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/intifada61.wordpress.com/390/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/intifada61.wordpress.com/390/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/intifada61.wordpress.com/390/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/intifada61.wordpress.com/390/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/intifada61.wordpress.com/390/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/intifada61.wordpress.com/390/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/intifada61.wordpress.com/390/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/intifada61.wordpress.com/390/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/intifada61.wordpress.com/390/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=intifada61.wordpress.com&amp;blog=4704766&amp;post=390&amp;subd=intifada61&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://intifada61.wordpress.com/2009/04/09/esedullah-galib/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/115a3843ccc05ab673906c823ebcc639?s=96&#38;d=&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">handala61</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Türbana Karşı Çıkanlara Bir Reddiye</title>
		<link>http://intifada61.wordpress.com/2009/04/01/turbana-karsi-cikanlara-bir-reddiye/</link>
		<comments>http://intifada61.wordpress.com/2009/04/01/turbana-karsi-cikanlara-bir-reddiye/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Apr 2009 16:01:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>intifada61</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağdan Soldan]]></category>
		<category><![CDATA[çarşaf]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet ve despotizm]]></category>
		<category><![CDATA[insanlık ayıbı]]></category>
		<category><![CDATA[laikliğin yanlışları]]></category>
		<category><![CDATA[medeniyet ve türban]]></category>
		<category><![CDATA[okula türbanlının girmesi]]></category>
		<category><![CDATA[türban siyasi simge değildir]]></category>
		<category><![CDATA[terakki]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://intifada61.wordpress.com/?p=384</guid>
		<description><![CDATA[Türbana Karşı Çıkanlara Bir Reddiye Anlayamıyorum; kara çarşaf giymenin cumhuriyete saygısızlık ile alakası. İnsan kara çarşaf giyince cumhuriyete mi sövüyor yani? Yanış anlamadıysam bazıları kılık kıyafet kanununu cumhuriyetin olmazsa olmazı zannediyor. Cumhuriyet kavramsal olarak öyle bir şey değildir. Yönetim sisteminde halkın sesinin çıkması. Şöyle düşünüyorum, bu cumhuriyet fazumahal İslami çevrenin elinde, İslami çevreler diyor ki [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=intifada61.wordpress.com&amp;blog=4704766&amp;post=384&amp;subd=intifada61&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türbana Karşı Çıkanlara Bir Reddiye</strong></p>
<p>Anlayamıyorum; kara çarşaf giymenin cumhuriyete saygısızlık ile alakası. İnsan kara çarşaf giyince cumhuriyete mi sövüyor yani? Yanış anlamadıysam bazıları kılık kıyafet kanununu cumhuriyetin olmazsa olmazı zannediyor. Cumhuriyet kavramsal olarak öyle bir şey değildir. Yönetim sisteminde halkın sesinin çıkması. Şöyle düşünüyorum, bu cumhuriyet fazumahal İslami çevrenin elinde, İslami çevreler diyor ki başı açık gezilmeyecek. Siz o zaman itiraz etmez misiniz? Demez misiniz ki baş örtmek cumhuriyetin bir şartı değil diye? Diyelim ben cumhuriyetçi değilim. Şimdi ben cumhuriyet düşmanıyım diye saygıyı hak etmiyor muyum? Galiba etmiyorum.</p>
<p>Bu cumhuriyette- çarşafı boş verdim- başörtüsü çatışmasının altında yatan bir kaç sakat temeli söylemek istiyorum.)<br />
Başörtüsü olmasın denilmesinin sebebi;<br />
İddia 1: Amaç toplumu özgürleştirmek ve ileriye götürmektir.<br />
İddia 2: Bu siyasal amaçlı bir oyundur.<br />
İddia 3: Amaç toplumu çağdaşlaştırmak.<br />
İddia 4: Devrim ve düzenleme yaparken devlet insanlara sormaz.</p>
<p>Daha eklenebilir.</p>
<p>Cevap 1: Bu düşüncelere sahip kişilere sorulacak soru siz kimsiniz? tengri mi?<br />
Cevap 2: Siz hangi toplumsal yetkiye dayanarak toplumu çağdaşlaştırmak gibi bir yetkinin sizde olduğunu iddia ediyorsunuz?<br />
Cevap 3: Ben bu toplumun parçasıyım ve çağdaşlaşmak istemiyorum. Neden benim hayatımla ilgili hesap yapıyorsunuz? Siz hiç Wilhelm Reich okumaz mısınız?<br />
Cevap 4: Ben de sizin hayatınızla ilgili hesap yapsam bu doğru olur mu?<br />
Cevap 5: Medeniyetin temeli &#8216;purelisation&#8217; denilen kavramı korumaktır. Bir yaşam tarzının diğer yaşam tarzını ezmesini, üstüne çıkmasını, bastırmasını engellemek. Böyle bir şey yapıldığı takdirde bu bir suçtur. Yani ben size gelip zorla silah dayayıp kafanıza başınızı örttürüyorsam bu bir kriminal suçtur. Tam tersi de suçtur. Yani kimse kimseye zorla başını açtıramaz. Devlet dahi.<br />
Cevap 6: Kamu otoritesinin, devletin insanları çağdaşlaştırmak gibi bir görevi yoktur.<br />
Cevap 7: En büyük çağdaşlık özgürlüktür.<br />
Cevap 8: Kendi hayat tarzımızı iyi, güzel, solcu, sağcı, dindar bulabiliriz. Bunda hiçbir sorun yok. Herkesin hayat tarzı kendisine aittir. Yanlış olan şey kendi hayat tarzımızı garanti altına almak için başkalarının hayat tarzını bastırmaya kalkışmak.<br />
Cevap 9: Her birey doğuştan bu haklara sahiptir, başka bir kişinin, başka bir grubun, kamuoyunun, devletin kanaatine bağlı değildir bu haklar.<br />
Cevap 10: Türkiye’deki bütün kadınlar başörtülü gezse. bir tek kadın başı açık gezmeye dirense başı kapalıların başı açığı ne kadar zorlamaya, baskı yapmaya ne kadar hakkı varsa tam tersi durumda da o kadar hak söz konusudur.<br />
Cevap 11: Siyasi ya da bürokratik otorite toplumu değiştirme gibi bir plan hazırlayamaz, bunu kamu gücü kullanarak uygulamaya koyamaz.</p>
<p>Ha kimisi diyebilir ki &#8216; ben en ideal sistemi buldum, onu uygulamak için hakla sormama hakkım var.&#8217; işte biz buna da karşıyız.</p>
<p>Ne olur çağdaşlık adına belli değerler tepeden inme şekilde kimseye dayatmayalım. O zaman şöyle düşünün sizin bu otoriteniz tam zıt bir görüşün eline geçti. Şimdi ne edeceksiniz? Kendinizi nasıl savunacaksınız?</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/intifada61.wordpress.com/384/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/intifada61.wordpress.com/384/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/intifada61.wordpress.com/384/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/intifada61.wordpress.com/384/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/intifada61.wordpress.com/384/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/intifada61.wordpress.com/384/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/intifada61.wordpress.com/384/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/intifada61.wordpress.com/384/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/intifada61.wordpress.com/384/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/intifada61.wordpress.com/384/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/intifada61.wordpress.com/384/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/intifada61.wordpress.com/384/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/intifada61.wordpress.com/384/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/intifada61.wordpress.com/384/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=intifada61.wordpress.com&amp;blog=4704766&amp;post=384&amp;subd=intifada61&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://intifada61.wordpress.com/2009/04/01/turbana-karsi-cikanlara-bir-reddiye/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/115a3843ccc05ab673906c823ebcc639?s=96&#38;d=&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">handala61</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Sübhane Rabbiyel Ala</title>
		<link>http://intifada61.wordpress.com/2009/03/20/bir-kapinin-sirri/</link>
		<comments>http://intifada61.wordpress.com/2009/03/20/bir-kapinin-sirri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Mar 2009 18:51:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>intifada61</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Sağdan Soldan]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://intifada61.wordpress.com/?p=376</guid>
		<description><![CDATA[Sübhane Rabbiyel Ala Sonra secdeye yatıyorum Öyle bir çalıyorum ki kapıyı Bir ses yükseliyor içimden ‘Sübhane Rabbiyel Ala.’ Sonra tokmağı bırakıyorum Kapının ardında bir ses geliyor Ve ben tekrar çalıyorum ‘Sübhane Rabbiyel Ala’ Altın kapılar paslandı Büyüdün dediler İnanmak istedim Bilmezdim büyümek Yüklenmekmiş Kimsenin yüklenmek değil Görmek dahi istemediği, Tekmelediği Yükleri bir başına. Sonra kapılar [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=intifada61.wordpress.com&amp;blog=4704766&amp;post=376&amp;subd=intifada61&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><strong>Sübhane Rabbiyel Ala</strong></p>
<p style="text-align:center;">
<p style="text-align:center;">Sonra secdeye yatıyorum<br />
Öyle bir çalıyorum ki kapıyı<br />
Bir ses yükseliyor içimden<br />
‘Sübhane Rabbiyel Ala.’<br />
Sonra tokmağı bırakıyorum<br />
Kapının ardında bir ses geliyor<br />
Ve ben tekrar çalıyorum<br />
‘Sübhane Rabbiyel Ala’</p>
<p style="text-align:center;">Altın kapılar paslandı<br />
Büyüdün dediler<br />
İnanmak istedim<br />
Bilmezdim büyümek<br />
Yüklenmekmiş<br />
Kimsenin yüklenmek değil<br />
Görmek dahi istemediği,<br />
Tekmelediği<br />
Yükleri bir başına.</p>
<p style="text-align:center;">Sonra kapılar yıkıldı<br />
Art arda<br />
Bir bağla bağlanmıştım<br />
Birilerinin yüklenmediği yüklere<br />
Dönecek bir kapı<br />
Gidecek bir yer bulmam lazım<br />
Ancak kapılar yıkılmıştı<br />
Kırılmıştı adaletin,<br />
Terazilerin kefesi<br />
Açık pencereler aradım<br />
Hiç olmazsa<br />
İlk görüşte<br />
Umutlarımı tükettim<br />
Sonra birileri taşladı<br />
Taşlardan yalanları<br />
Ben de inandım<br />
Aldım elime<br />
Arta kalan taşları<br />
Gündüzü taşladım<br />
Karanlıklar yanıldı<br />
Baştan sona karanlık<br />
Giyili değirmenler<br />
Yine kazandı<br />
Siyah gözleri kelepçeledi<br />
Başka çare bulamadım<br />
Sonra kapıları reddettim</p>
<p style="text-align:center;">Nihayet bir ışık göründü<br />
Dağdan inen bir çoban<br />
Dağa çıkıp<br />
Bize bir ordudan bahsediyordu<br />
Geliyor dediği ordu<br />
Neydi? Kimindi?<br />
Sonra ‘Nun’ dedi<br />
Ben İsa’ya yoldaşım.<br />
Allah<br />
Örtüye bürünen diyordu<br />
O’nun için<br />
Kalk ve uyar<br />
Yatan iyi kendine iyidir<br />
Diyordu.</p>
<p style="text-align:center;">Kapıları reddettim<br />
Birisi hariç<br />
O kapıda herkes kul<br />
Herkes efendi<br />
Bilal’e efendi diyen Ebubekir’ler<br />
Gördüm<br />
Ve ben de bu kapıda<br />
Kendimi köle seçtim<br />
Çaldım kapıyı<br />
Bekliyorum<br />
Bu virane dünyada<br />
Geceleyin<br />
Çölde yolunu kaybetmiş<br />
Bir bedevi gibiyim<br />
Kurt sesleri yükseliyor<br />
Soğuk ve ürkütücü.<br />
Bir sığınak arıyorum<br />
Işıklar görüyorum ardında kapının<br />
Umudum var<br />
Bu kapıyı koyan<br />
Açılmasını istiyor<br />
Biliyorum.<br />
Çal diyor kapıyı<br />
Açılacak<br />
Sonra secdeye yatıyorum<br />
Öyle bir çalıyorum ki kapıyı<br />
Bir ses yükseliyor içimden<br />
‘Sübhane Rabbiyel Ala.’<br />
Sonra tokmağı bırakıyorum<br />
Kapının ardında bir ses geliyor<br />
Ve ben tekrar çalıyorum<br />
‘Sübhane Rabbiyel Ala’</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/intifada61.wordpress.com/376/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/intifada61.wordpress.com/376/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/intifada61.wordpress.com/376/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/intifada61.wordpress.com/376/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/intifada61.wordpress.com/376/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/intifada61.wordpress.com/376/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/intifada61.wordpress.com/376/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/intifada61.wordpress.com/376/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/intifada61.wordpress.com/376/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/intifada61.wordpress.com/376/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/intifada61.wordpress.com/376/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/intifada61.wordpress.com/376/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/intifada61.wordpress.com/376/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/intifada61.wordpress.com/376/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=intifada61.wordpress.com&amp;blog=4704766&amp;post=376&amp;subd=intifada61&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://intifada61.wordpress.com/2009/03/20/bir-kapinin-sirri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/115a3843ccc05ab673906c823ebcc639?s=96&#38;d=&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">handala61</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Süveyda, Kurşuna Dizme Umutlarımı</title>
		<link>http://intifada61.wordpress.com/2009/03/11/suveyda-her-sey-guzeldi-degildi/</link>
		<comments>http://intifada61.wordpress.com/2009/03/11/suveyda-her-sey-guzeldi-degildi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Mar 2009 18:49:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>intifada61</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[süveyda]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://intifada61.wordpress.com/?p=262</guid>
		<description><![CDATA[Süveyda, Kurşuna Dizme Umutlarımı önce bir söz: Süveyda, kemiklerime kadar işleme ki sen gidince de ayakta kalabileyim. A 1 Senin sevdandan haberdar kuşlar sarhoştu bugün Sanki ellerinle onlara da askı sunmuşsun Bahar yapraklara akıyor yeşillerle bugün Süveyda sen gülümse kalbimin gözyaşları kurusun. 2 Bakışların infaz memuru Yüreğimi nasıl da dizdin kurşuna Kaşlarında aşk başlatıyor taarruzu [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=intifada61.wordpress.com&amp;blog=4704766&amp;post=262&amp;subd=intifada61&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:center;"><strong>Süveyda, Kurşuna Dizme Umutlarımı</strong></p>
<p style="text-align:center;">
<p style="text-align:center;"><em>önce bir söz:</em></p>
<p style="text-align:center;">
<p style="text-align:center;"><em>Süveyda, kemiklerime kadar işleme ki sen gidince de ayakta kalabileyim</em>.</p>
<p style="text-align:center;">
<p style="text-align:center;"><em>A</em></p>
<p style="text-align:center;"><em>1 </em></p>
<p style="text-align:center;">Senin sevdandan haberdar kuşlar sarhoştu bugün<br />
Sanki ellerinle onlara da askı sunmuşsun<br />
Bahar yapraklara akıyor yeşillerle bugün<br />
Süveyda sen gülümse kalbimin gözyaşları kurusun.</p>
<p style="text-align:center;">
<p style="text-align:center;">2</p>
<p style="text-align:center;">Bakışların infaz memuru<br />
Yüreğimi nasıl da dizdin kurşuna<br />
Kaşlarında aşk başlatıyor taarruzu<br />
Süveyda, heyhat, çıkılmıyor karşına</p>
<p style="text-align:center;">3</p>
<p style="text-align:center;">Hep çiçekler açar, yıldızlar tutulur şehla bakışlarında<br />
Süveyda bir kâinat tufanı, bir masal perisidir.<br />
Güller baharı yaşıyor, ben daha kışlarında<br />
Yalnızlıktan üşüyen ruhum, güneşinin delisidir.</p>
<p style="text-align:center;">3</p>
<p style="text-align:center;">Eski solgun fotoğrafları çıkardım çekmeceden<br />
Hatıralar yudum yudum akıyor masama<br />
Süveyda hayalim, bulutları gücendirmeden<br />
Gökkuşağından gelinlik giydirmek sana</p>
<p style="text-align:center;">4</p>
<p style="text-align:center;">Hep senin ülkende yargıladılar benliğimi<br />
Görenler suçu günahı büyük asılsın dediler<br />
Heyhat, süveyda, bilseler seni sevdiğimi<br />
Beni vuslat kokan darağacında şehit ederdiler.</p>
<p style="text-align:center;">
<p style="text-align:center;">5</p>
<p style="text-align:center;">Kapı aralığında beliriyor gözlerin<br />
Sümbüller açıyor yanağında bembeyaz<br />
Süveyda, Zamanı gelip tükenince sözlerin<br />
Kalemi bırak, bana yağmurla mektup yaz.</p>
<p style="text-align:center;">
<p style="text-align:center;">6</p>
<p style="text-align:center;">Sanki ölen çocukların lanetine uğradım<br />
Rüzgâr hüznünden yaprakları öldüresiye döver<br />
Daphne’nin kurumuş dudaklarında titriyor adım<br />
Süveyda, sen de o kurumuş dudaklara cevap ver.</p>
<p style="text-align:center;">
<p style="text-align:center;">7</p>
<p style="text-align:center;">Hep çiçekler açar, yıldızlar tutulur şehla bakışlarında<br />
Süveyda bir kâinat tufanı, bir masal perisidir.<br />
Güller baharı yaşıyor, ben daha kışlarında<br />
Yalnızlıktan üşüyen ruhum, güneşin delisidir.</p>
<p style="text-align:center;"><em>B</em></p>
<p style="text-align:center;"><em>1 </em></p>
<p style="text-align:center;">
<p style="text-align:center;">Kendimi bildim bileli en büyük hayalim;<br />
Yanağına değen yağmur damlası olmaktı<br />
Umutları damla damla eriyen duvar saatim,<br />
Süveyda, yoksun diye olduğu yere yığılıp kaldı.</p>
<p style="text-align:center;">
<p style="text-align:center;">2</p>
<p style="text-align:center;">Eski düşler gördüm senli benli,<br />
Her bir karede yüzün, gülüyorsun<br />
Gidişin kadar hiçbir şey üzmemişti bu denli<br />
Süveyda, kalbime gömdüm, ölüyorsun.</p>
<p style="text-align:center;">3</p>
<p style="text-align:center;">Gözlerinin hatırasıdır karşında kekemeliğim<br />
Hep kirpiklerinden satın aldım ahımı<br />
İşkenceler etseler de söylememeliyim<br />
Süveyda, kalbimi yakan gizli günahımı</p>
<p style="text-align:center;">4</p>
<p style="text-align:center;">Bağ bozunda, henüz açan kardelendir umudum<br />
Yer bilmez, zaman bilmez halde bıraktın beni<br />
Herkes zanneder ki ben hep karakışlarda boğuldum<br />
Süveyda, kışın ortasında hayalinle yaktın beni</p>
<p style="text-align:center;">
<p style="text-align:center;">5</p>
<p style="text-align:center;">Zaman can çekişiyor akrebin kıskacında<br />
Bir yerde yıkılsam haberin olmaz öldüğümden<br />
Süveyda, güneş yeniden doğuyor doğmasına da<br />
Seni görmeyen gözüm, karalıklar akıtıyor gördüğünden</p>
<p style="text-align:center;">
<p style="text-align:center;">6</p>
<p style="text-align:center;">Hüzün talan ediyor sümbüller açan bağımı<br />
Güller de sana tutulmuşlar bende ki kadar<br />
Süveyda ben seni göreyim diye aşarken Kaf dağını,<br />
Zor gelmedi o dağlarda aç kalmak, senin görmezden gelmen kadar.</p>
<p style="text-align:center;">
<p style="text-align:center;">7</p>
<p style="text-align:center;">Çıplak ayaklarınla bulutlarda yürürken<br />
Ruhuma can veren yağmur yağdı içime<br />
Yanında en güzel günleri götürürken<br />
Süveyda, bastığın topraklar kıydı gençliğime.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/intifada61.wordpress.com/262/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/intifada61.wordpress.com/262/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/intifada61.wordpress.com/262/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/intifada61.wordpress.com/262/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/intifada61.wordpress.com/262/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/intifada61.wordpress.com/262/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/intifada61.wordpress.com/262/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/intifada61.wordpress.com/262/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/intifada61.wordpress.com/262/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/intifada61.wordpress.com/262/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/intifada61.wordpress.com/262/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/intifada61.wordpress.com/262/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/intifada61.wordpress.com/262/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/intifada61.wordpress.com/262/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=intifada61.wordpress.com&amp;blog=4704766&amp;post=262&amp;subd=intifada61&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://intifada61.wordpress.com/2009/03/11/suveyda-her-sey-guzeldi-degildi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/115a3843ccc05ab673906c823ebcc639?s=96&#38;d=&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">handala61</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Sormayın</title>
		<link>http://intifada61.wordpress.com/2009/03/08/sormayin/</link>
		<comments>http://intifada61.wordpress.com/2009/03/08/sormayin/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Mar 2009 12:16:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>intifada61</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Sağdan Soldan]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://intifada61.wordpress.com/2009/03/08/sormayin/</guid>
		<description><![CDATA[bana sorma bilmiyorum tur-i sina&#8217;da görünen ateş neydi? kimdi O&#8217;nun, dağın ardında geliyor dediği ordular? kimdi İsa&#8217;nın ihanetini bile bile sarıldığı?<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=intifada61.wordpress.com&amp;blog=4704766&amp;post=372&amp;subd=intifada61&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>bana sorma<br />
bilmiyorum<br />
tur-i sina&#8217;da<br />
görünen ateş neydi?<br />
kimdi O&#8217;nun, dağın ardında<br />
geliyor dediği ordular?<br />
kimdi İsa&#8217;nın<br />
ihanetini<br />
bile bile sarıldığı?</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/intifada61.wordpress.com/372/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/intifada61.wordpress.com/372/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/intifada61.wordpress.com/372/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/intifada61.wordpress.com/372/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/intifada61.wordpress.com/372/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/intifada61.wordpress.com/372/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/intifada61.wordpress.com/372/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/intifada61.wordpress.com/372/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/intifada61.wordpress.com/372/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/intifada61.wordpress.com/372/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/intifada61.wordpress.com/372/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/intifada61.wordpress.com/372/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/intifada61.wordpress.com/372/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/intifada61.wordpress.com/372/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=intifada61.wordpress.com&amp;blog=4704766&amp;post=372&amp;subd=intifada61&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://intifada61.wordpress.com/2009/03/08/sormayin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/115a3843ccc05ab673906c823ebcc639?s=96&#38;d=&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">handala61</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Açlık</title>
		<link>http://intifada61.wordpress.com/2009/02/21/aclik/</link>
		<comments>http://intifada61.wordpress.com/2009/02/21/aclik/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Feb 2009 14:09:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>intifada61</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Sağdan Soldan]]></category>
		<category><![CDATA[açlık özeti]]></category>
		<category><![CDATA[açlık romanı]]></category>
		<category><![CDATA[knut hmasun]]></category>
		<category><![CDATA[norveçli yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[roman özetleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://intifada61.wordpress.com/?p=432</guid>
		<description><![CDATA[Açlık Bir adam düşünün ki günlerdir ağzına yemek girmemiş. Tavan arasında uyanır. Aç, susuz. Önceleri az buz idare ediyordu ama olmadı. Midesi bulanıyor, başı dönüyordu. Dışarı çıkıp tefeciye bir şeyler veriyor ama para hemen bitiyordu. Önce yeleğini satıyordu. Kış kapıda ama o hala parasız. Sonra bir gece bir kızı görür. Onu evine kadar yolcu eder. [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=intifada61.wordpress.com&amp;blog=4704766&amp;post=432&amp;subd=intifada61&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Açlık</strong></p>
<p>Bir adam düşünün ki günlerdir ağzına yemek girmemiş. Tavan arasında uyanır. Aç, susuz. Önceleri az buz idare ediyordu ama olmadı. Midesi bulanıyor, başı dönüyordu. Dışarı çıkıp tefeciye bir şeyler veriyor ama para hemen bitiyordu. Önce yeleğini satıyordu. Kış kapıda ama o hala parasız. Sonra bir gece bir kızı görür. Onu evine kadar yolcu eder. Kız onun yeleği olmadığını görünce üşümüyor musun diye sorunca &#8216;hayır param yok da ondan&#8217; demeyecek kadar da gururluydu. Üşümüyorum ki diyerek geçiştiriyordu.</p>
<p>Düşündü ve aslında içinden şöyle geçiriyordu; gurur sahibi olmayacak kadar açım. Ama yine de iyi bir insandı. Hırsızlık yapmamıştı. İlk teşebbüsünde de -istem dışı olarak çalmıştı aslında- parayı bir garibana vermiş o yine aç kalmıştı. Sonra gidip dükkâna her şeyi anlatıp yine omuzlarına binmeye başlayan aşağılık duygusu atmıştı üzerinden. Düşüncelere dalıyordu. Tefeciyi öldürmek. Sonra aman tanrım ben bu kadar düşemem deyip vazgeçmişti. Birkaç hafta sonra battaniyesini satmaya gitti ancak tefeci kabul etmedi. Aslında üzülmemişti. Geceleyin üşümeyecekti yine de.</p>
<p>Para dedik ya. Ev sahibesi onu evden atmaya kadar gider ve o da bir gece daha kalıp oradan ayrılır, birkaç gün ormanda yatar. Üşür acıkır. Ve yine içinden gurur sahibi olamayacak kadar açım diye geçirir. Adam aslında yazı yazarak para kazanacağını düşünür. En nihayetinde kazanamaz. Yazıları bir türlü kabul görmez. Derken bir gece evine kadar eşlik ettiği kız dükle nişanlanmıştı. Bunu duyunca üzerinde çalıştığı tiyatro oyununu yırttı. Derken kız bunu görür ancak pek mukabele etmez. Belki de utanmıştır. Sonra buna bir zarf içinde para yollar. Adam da ev sahibesinin suratına fırlatır parayı. Ve o gün kadına kötü davrandığını düşünüp kendini yemeye başlar. sonra hay ben bu hayata der gibi sahil kenarına gidip orada demir almak üzere olan bir gemi kaptanına &#8216;ne iş olsa yaparım&#8217; der ve gemiye biner. Sonra böyle biter bu açlık romanı Knut Hamsun&#8217;un.</p>
<p>Bu romanı Dostoyevski&#8217;nin Suç ve Ceza&#8217;sına benzetmek yanlış olmaz. Zaten Norveçli yazar, Dostoyevski’den fazlasıyla etkilenmiş. Raskolnikov da tavan arasında yatıyor, haftalardır parasını ödemediği tavan arasında zor günler geçiriyordu. Onun şansı ailesi olmasıydı belki de. Ha birde Raskolnikov katil olmuştu. Ama Açlık’ta yazar katil olmamış hatta onuruyla bitirmişti romanı. Bu yüzden Açlık romanı biraz daha içler açıcıdır. Raskolnikov gibi baltalı cinayetler serisi peşinde değildi. Ha tabiî ki Dostoyevski’yle kıyaslanamaz ama açlık romanı da güzeldir bir bakıma. Hamsun 1920 de Nobel ödülü de almıştır. Ha Dostoyevski’ye her sene o ödülü verseler de az. Ama ne yaparsınız hayat insana hep istediğini vermiyor.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/intifada61.wordpress.com/432/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/intifada61.wordpress.com/432/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/intifada61.wordpress.com/432/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/intifada61.wordpress.com/432/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/intifada61.wordpress.com/432/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/intifada61.wordpress.com/432/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/intifada61.wordpress.com/432/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/intifada61.wordpress.com/432/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/intifada61.wordpress.com/432/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/intifada61.wordpress.com/432/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/intifada61.wordpress.com/432/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/intifada61.wordpress.com/432/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/intifada61.wordpress.com/432/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/intifada61.wordpress.com/432/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=intifada61.wordpress.com&amp;blog=4704766&amp;post=432&amp;subd=intifada61&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://intifada61.wordpress.com/2009/02/21/aclik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/115a3843ccc05ab673906c823ebcc639?s=96&#38;d=&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">handala61</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Leyla vü Mecnun</title>
		<link>http://intifada61.wordpress.com/2009/01/24/leyla-vu-mecnun/</link>
		<comments>http://intifada61.wordpress.com/2009/01/24/leyla-vu-mecnun/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Jan 2009 23:31:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>intifada61</dc:creator>
				<category><![CDATA[Divan Edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[aşkın en yalın hali]]></category>
		<category><![CDATA[divan edebiyatında aşk teması]]></category>
		<category><![CDATA[Fuzuli]]></category>
		<category><![CDATA[fuzuli divanından seçmeler]]></category>
		<category><![CDATA[geniş özeti]]></category>
		<category><![CDATA[ibni selam]]></category>
		<category><![CDATA[ilahi aşk]]></category>
		<category><![CDATA[kays]]></category>
		<category><![CDATA[Leyla ile Mecnun]]></category>
		<category><![CDATA[nevfel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://intifada61.wordpress.com/?p=347</guid>
		<description><![CDATA[Leyla vü Mecnun Her şey yaşlı bir adamın kendi neslini devam ettirmek için bir çocuk için yanıp tutuşmasıyla başlar. Bir vakit sonra adamın duası kabul olur ve bir çocuk sahibi olur. Adı Kays. Bu bebek sürekli ağlar bir türlü susmazmış. Ta ki bir başka bebeği, Leyla’yı, görene kadar. Zaman böyle gelir geçer. Kays artık delikanlı [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=intifada61.wordpress.com&amp;blog=4704766&amp;post=347&amp;subd=intifada61&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Leyla vü Mecnun</strong></p>
<p><strong></strong><br />
Her şey yaşlı bir adamın kendi neslini devam ettirmek için bir çocuk için yanıp tutuşmasıyla başlar. Bir vakit sonra adamın duası kabul olur ve bir çocuk sahibi olur. Adı Kays. Bu bebek sürekli ağlar bir türlü susmazmış. Ta ki bir başka bebeği, Leyla’yı, görene kadar. Zaman böyle gelir geçer. Kays artık delikanlı olmuştur. Ayın mektebe gitmektedirler Leyla’yla. Hikayeyi burada kesip eserden alıntı yapmanın zamanıdır şimdi.</p>
<p>Leyla Hakkında;</p>
<p>Bir turfe-sanem ki akl-ı kamil<br />
Görünce anı olurdu za’il</p>
<p>•	Bir güzeller güzeli ki, tam akıllının bile aklını başından alır.</p>
<p>Zülfeyn-i müselseli girih-gir<br />
Can boynuna pir belalı zincir</p>
<p>•	İki tutam zülfü can boynuna bir belalı zincirdir.</p>
<p>Ebrusu hamı belay-yı uşşak<br />
Hem cüft letafet içre hem tak</p>
<p>•	Kaşlarının eğriliği âşıkların belasıdır, güzellik içinde hem eşsiz hem de kemer gibi</p>
<p>Her kirpiği bir hadeng-i hun-riz<br />
Peykan-ı hadengi gamze-i tiz</p>
<p>•	Her kirpiği kan döken bir ok, keskin bakışları okun sivri ucu gibi</p>
<p>Derya-yı bela cebin-i paki<br />
çin-cunbüş-i mevc-i sehm-naki</p>
<p>•	Pak alnı bela denizi, korkunç dalgaları kıvrım kıvrım yakıcıdır.</p>
<p>Çeşm-i siyehine sürmeden ar<br />
Hindusına sürme hem giriftar</p>
<p>•	Kara gözünden sürme utanır, sürme benine tutkundur.</p>
<p>Ebvab-ı tekellüm etse meftuh<br />
Emvata verirdi müjde-i ruh</p>
<p>•	Fethedilmiş konuşma kapısını açsa, ölülere dirilme müjdesi verirdi.</p>
<p>Alem ser-i mayunun tufeyli<br />
Mahbube-i alem adı Leyli</p>
<p>•	Alem onun saçının teline tutkun, Alemin sevgilisi adı Leyla</p>
<p>İlm-i hat-ı ömrü eyleyip sarf<br />
Meşk etmiş idi hemin iki harf</p>
<p>•	Yazmayı öğrenmek için ömrünü sarf ederek, iki harf meşk etmişti</p>
<p>Bir safhada Lam u Ya mükerrer<br />
Yazardı anı kılurdu ezber</p>
<p>•	Bir sayfaya tekrar tekrar Lam ve Ye yazar, sonra onu ezberlerdi</p>
<p>Kim bu iki harftir muradım<br />
Ruşen bular iledir sevadım</p>
<p>•	Muradım sadece bu iki harftir, ben karanlıkları bunlarla aydınlatırım derdi.</p>
<p>Evet, mecnun artık öğreneceğini öğrenmiştir. Lam ve Ye harfleri. Başkası onun neyine gerek. Ancak aşk ayıplanmaktır. Bin bir bahane bulup Leyla’yla konuşan Kays’ın bu halleri gözden kaçmıyor. Dedikodular her yerde duyulmaya dursun. Annesi kızına nasihat ediyor. Sonra kızı okulu bıraktırıyor. Artık okul onun için mutluluk yeri değildir. Bir vakit deli divane dolanır. Uzun vakit geçince Leyla’yı görür. Leyla da onu. İkisi de düşer bayılırlar. Sonra etraftakiler kimse anlamasın diye ikisini de evlerine götürürler. Ancak ok yaydan çıkmıştır.</p>
<p>Mecnun’a her yer artık zindan gelir. Kurtuluş yolunu Mecnun çöllerde bulur. Uzun zaman kendisinden haber alınamaz. Vatka ki babası onu bulmuştur. Bakmış Mecnun çölde yere düşmüş, toz toprak içinde kederli yakası yırtık. Yüzü sararmış, konuştuğu karınca, dostu yılan, sığınağı toprak, yastığı diken olmuştur. Adam oğlunu bu halde görünce kendini tarifsiz dertlere gark etmiş. O an şaşkınlıktan ne yapacağını bilemez oldu ve uzun mühlet bir şey söyleyemedi.</p>
<p>Sonra yaka yırtup etdi feryad<br />
K’ey bülbül-i butsan- bidad</p>
<p>Hali dilini bana beyan et<br />
Esrar-ı nihanını ayan et.</p>
<p>•	Sonra yakasını yırtıp bir feryat kopardı, ey zalimin bostanının bülbülü, gönlün ne halde açıkla bana, gizli sırlarını belli et.</p>
<p>Kim aldı elinden ihtiyarın<br />
Kim eyledi tire rüzgarın</p>
<p>•	İradeni elinden alan kim? Dünyanı kim karanlığa boyadı.</p>
<p>Ne seyrdesin sana taleb ne?<br />
Bu nale vü zarına sebeb ne?</p>
<p>•	Ne yoldasın sen? Bu ağlayıp sızlamana sebep ne?</p>
<p>Mecnun’un babasına olan cevabını okuyoruz;</p>
<p>Mecnun dedi ey bana veren pend<br />
Dana-yı suhan-ver ü hired-mend</p>
<p>Kimsin ne durur bu güft u gülar<br />
Bi-faide batıl arzular</p>
<p>Git derdime sen deva değilsin<br />
Bigânesin aşina değilsin</p>
<p>Ben böyle kemale tutmazsam güş<br />
Leyli sözü söyle yoksa hamüş</p>
<p>•	Mecnun: ey bana öğüt veren sözü güzel bilgin, kimsin, nedir bu ettiğin laflar. Faydasız, yalan dilekler. Git derdime derman değilsin, yabancısın tanımam seni. Ben böyle sözlere kulak tıkarım, ya Leyla’dan bahset ya da sus.</p>
<p>Adam şaşırıp kalmıştır.</p>
<p>Dedi; benem atan ey bela-keş<br />
Ben seng-i melametem sen ateş</p>
<p>•	Ey bela çeken, ben senin babanım, ben serzeniş taşıyım sen ateş.</p>
<p>Dedi nedir ata, yoksa ana?<br />
Leyli gerek özgedir fesane</p>
<p>•	Mecnun; ana, baba dediğin nedir? Leyla gerek başkası hikâye dedi.</p>
<p>Bu söz üzerine durumun vahametini kavrayan baba ona Leyla çağırdı der. Mecnun sevdiğine kavuşacağını düşünerek mest olur. Kâbe’ye giden hacılar gibi ‘Lebbeyk’ sözcüğü dilinden dökülür. Derdi ne anne baba ne de başka bir şeydir. Gözleri onları görmez. Anne babası oğullarına öğüt verir. Ona istediği her kızı alacaklarını çünkü kendisinin bir padişah olacaklarını söylerler. Ancak karşılarındaki Kays değil Mecnun’dur. Onlara cevaben şöyle der;</p>
<p>Benden dileyen bu sözü za’il<br />
Bidadıma olmuş ola ma’il</p>
<p>•	Bendeki ateşin sönmesini isteyen bana zulmetmek eğilimindedir.</p>
<p>Şem’in ki hayatı oldu ateş<br />
Hali anın ateş iledir hoş</p>
<p>•	Mumun hayatı ateştir. Onun halinin hoşluğu ateşledir.</p>
<p>Oddan dileyen anın necatın<br />
Fani dilemiş ola hayatın</p>
<p>•	Onun ateşten kurtulmasını dileyen, onun hayatına kast etmiş olur</p>
<p>Düşmanlığa dostluk kılub ad<br />
Tedbir-i necatım eylemen yad</p>
<p>•	Düşmanlığın adını dostluk koyarak, benim kurtuluşumun tedbirini almayın.</p>
<p>Mecnun onların sana kız mı yok demesine çok içerlemiştir. Bu düşünceyi akıllarına bile getirmemeleri gerekiyordu Mecnun’a göre.</p>
<p>Anında edin bu derde merhem<br />
Urman dahi özge kimseden dem.</p>
<p>•	Bu derdime merhem onu edin, başkasından da söz etmeyin.</p>
<p>Dersiz bana var dil-rübalar<br />
Leyli gibi çok peri likaalar</p>
<p>Billâh demeniz bu harfi zinhar<br />
Âlemde bir ondan özge kim var</p>
<p>•	Bana, Leyla gibi huri yüzlüler, birçok güzeller var dersiniz. Billahi bu sözü sakın söylemeyin, cihanda ondan başka kim var</p>
<p>Derdine dert eklenen Mecnun bir gazel okur. İçinde aşıkların durumunu çok melankolik anlatmakta. Ona göre dünya derdiyle dertlenen aşık gerçek aşık değildir. Çünkü o dünyayı unutunca gerçekten aşık olmuş demektir. Aşık çölle şehrin farkını ayırt edemez. Şu sözünü koymadan edemiyoruz;</p>
<p>Canı canan ittihadı fariğ eler cisimden<br />
Cisimden agah olan can vasıl-ı canan değil</p>
<p>•	Canı cisimden ayırmak sadece onun cananla bir olmasıyla mümkündür. Cisimden haberi olan can, canana kavuşmamış demektir.</p>
<p>Artık her şey gündüzün geceden ayrılması gibi nettir. Tek çözüm Leyla’dadır. Babası kızı istemeye gider. Büyük hürmetle karşılanır. Adam kızı ister. Fakat Leyla’nın babası Mecnun’dan bahsederken, onun halk arasında deli olarak bilindiğini ve ona kızını veremeyeceğini söyler. Ama açık kapı da bırakır. Değer derdinin ilacını bulursan ve iyileşirse o zaman kızını verecektir. Oğlu için her tabibin kapısını aşındırdı, sadakalar dağıttı, dualar etti, pirlere, ilim erbabına müracaat etti. Ancak ne mümkün? Bir türlü derdine dava bulunamıyordu Mecnun’un. Bir gün Kabe’ye gidip onun duvarına yüz sürmesiyle iyileşebileceğini söylediler yaşlı adama. O da oğlunu hazırlayıp Kabe’nin yolunu tuttular. Oğluna derdine deva bulması için Allah’a yalvar, burada dualar kabul olur diyordu. Ancak mecnun Kabe’nin yanında nasıl dua ediyordu.</p>
<p>K&#8217;ey sakfı bülend ü kadri ali<br />
Mihrab- e&#8217;azım ü e&#8217;ali.</p>
<p>•	Ey çatısı yüce, değeri yüksek makam, büyüklerin ve yüzdelerin mihrabı!</p>
<p>Ey Kıble-i ehl-i izz ü ikbal<br />
Ruhsâr-ı zemine anberin hal.</p>
<p>•	Ey Aziz ve talihlilerin kıblesi, yeryüzünün yanağında siyah ben gibi duran Kabe!</p>
<p>Ey magz-ı vefaya kisvetün post<br />
Hem-reng-i pelas-ı hane-i dost</p>
<p>Ey daim olan menümle hem-derd<br />
Amma ne menüm kimi cihan-gerd</p>
<p>•	Ey sevgilinin çadırının kumaşının rengindeki örtü, hem vefa tohumunun kabuğu olan! Ey benim gibi dertli olan aman dünyayı dolaşmayan!</p>
<p>Gögsine uran hacer kimi daş<br />
Zemzem kimi gözden ahıdan yaş</p>
<p>Peyveste siyeh kılan libasın<br />
Gönlünde nihan tutan hevasın</p>
<p>•	Ey göğsüne Hacer gibi taş vuran ve gözünden zemzem gibi yaş akıtan!<br />
Ey her zaman elbisesini siyah tutup gönlünki aşkı saklayan!</p>
<p>Billah kimesin bu yerde aşık<br />
Söyle ki enisinim muvafık</p>
<p>Olmuş sana aşk feyzi hasıl<br />
Kılmış seni kıble-i kabail</p>
<p>•	Billahi burada kime aşıksın?  Söyle çünkü ben sana uygun yoldaşım. Sen aşkın özünü kavramışsın, bu feyiz seni insanların kıblesi yapmış.</p>
<p>Ya Rab bu harem-sera hakiyçün<br />
Bu mabed-i pür-safa hakkiyçün</p>
<p>Kıl bende bina-yı aşkı daim<br />
Bu ma&#8217;bed-i esas-ı Kâ&#8217;be kaim.</p>
<p>•	Ya Rab! Bu harem sarayı hakkı için, su saflık dolu mabet hakkı için,  ayakta duran şu Kabe’nin temeli gibi aşk binasını içimde her daim sabit kıl.</p>
<p>Sal gönlüme derd-i aşktan gam<br />
Her lahza vü her zaman ü her dem</p>
<p>Aşk içre müdam sevkim artır<br />
Şevkiyle hemişe zevkim artır</p>
<p>Hem kanda ki alem içre gam var<br />
Kıl gönlümü ol gama giriftar</p>
<p>•	Gönlüme aşkın derdinden dert sal, her an, her zaman, her saniye. Aşk içinde şevkimi durmadan artır. Şevk ile daima zevkimi artır. Dünyada nerede gam ve elem varsa, gönlümü o gama müptela kıl.</p>
<p>Endişe-i akıldan cüda kıl<br />
Aşk ile hemişe aşina kıl</p>
<p>Artır bana zevk-u şevk-ı Leyli<br />
Daim bana anda kıl tecelli</p>
<p>•	Aklın endişesinden ayır beni, her an beni aşka aşina kıl. Onda tecellisini göstererek Leyla’nın zevk şevkini bende artır.</p>
<p>Mecnun dua mı beddua mı etti bilinmez. Ama bu dua aşka saplanmış birisinin duası olduğu kesin. Aşk derdi artsın isteyen birisi, akıllanmak istemeyen birisi bunları söyler. İşte mecnun da öyle bir veçhe gelmişti ki dilinden dökülenlerin kendisi bile farkında değildi. Bu duaları duyan baba artık oğlunun iyileşemeyeceğini anlar. Bağırdı, çağırdı, inledi durdu. Sonra naçar oğlundan ümidi kesti. Mecnun yalnız başına bir yolculuğu seçti.</p>
<p>Gündüz gözü yaşı hadi-i rah<br />
Gece yolu şem-i şule-i ah</p>
<p>Gerd-i reh ile yarı yad ederdi<br />
Geh otura geh tura giderdi</p>
<p>•	Gündüz gözünün yaşı, geceleyin ah ateşinin ışığı kılavuz oldu. Yârinin yolunun tozunu hatırlar, kah oturup kah kalkıp giderdi.</p>
<p>Mecnun seyr-i sulük’ta ilerliyordu. Bir gün hayal sınırlarını aşan bir dağa rastlar. Tam o sırada içli bir şarkı söyledi. Makamı en büyük kederin makamıydı. Baktı ki dağ da aynı makamı tekrarlıyordu. Söylediği dağda aksediyordu. Onun kendisiyle beraber söylediğini sandı. Bana bir arkadaş yeter dedi. Allah şükür bir arkadaş buldum der. Sonra onunla dertleşmeye başlar.</p>
<p>N’oldu sana böyle mest olupsun<br />
Gam damına pay-best olupsun</p>
<p>•	Ne oldu sana böyle, mest olmuşsun, gam tuzağına takılıp kalmış ayakların.</p>
<p>Dertleşmeden sonra Mecnun sevdiğinin memleketinin yolunu tutmuştur. Yolda tuzağa düşmüş bir ceylan görür. Onun bu haline çok acır Mecnun. Avcıya diller döker. Avcı ona evine yemek götürmesi gerektiğini söyleyince Mecnun ona üzerindeki giysileri verir ve ceylanı serbest bırakır. Sonra ceylanla da dertleşmeye başlar. Ondan çölde ona yol yoldaşı rehberi olmasını ister. Birkaç gün onunla gezip kendisini insan görerek ondan iğrenmemesini ister. Ceylanı Mecnun sevdiğinin gözünün armağanı sayar.</p>
<p>Ey çeşmi nigar yadigarı<br />
Seyl eyle bana gam-ı nigarı</p>
<p>Kıldıkda hayal-i çeşm-i Leyli<br />
Sen ver men-i hastaya teselli</p>
<p>•	Ey sevgilinin gözünün yadigarı, sevgilinin gam ve kederini kolaylaştır. Leyla’nın gözleri aklıma geldiğinde, bu hastaya teselli ver.</p>
<p>Çün ol beşeriyetin unuttu<br />
Ahu hem anınla üns tuttu</p>
<p>Anın sebebiyle hem çok ahu<br />
Sahrada onunla tuttular hu</p>
<p>•	O insan olduğunu unuttuğu için, ceylan da onunla arkadaş oldu. Sahrada onu ceylanla gören diğer ceylanlar onunla yoldaş oldular.</p>
<p>Tekrar yola koyulur Mecnun. Bu kez tuzağa düşmüş güvercin görür. Avcıya yalvarır. Sonra kolundaki inciyi adama vererek güvercini serbest bırakır. Güvercine gel benimle yaşa der. Suyun gözyaşım olsun deyip güvercini de kendisine dost edinir.</p>
<p>Sen kasıd imişsin ey hamame<br />
Benden ilet nigare name</p>
<p>Gör hicr-i ruhunda ıztırabım<br />
Peygamım ilet getir evabım</p>
<p>Billah ser-i kuyuna gidinde<br />
Her çizginüben tavaf edende</p>
<p>Yad eyle beni sevabıma gir<br />
Bir tavaf sevabını bana ver</p>
<p>•	Sen haberciymişsin ey güvercin. Benden sevdiğime mektup ilet. Onun yanağımdan uzak kalışımın ıstırabını gör ve haberini götür ve cevabını ilet. Billahi sen onun memleketine giderken, her bir yeri tavaf ederken beni an ve sevabımı kazan, bir tavaf sevabını da bana ver.</p>
<p>Bir süre sonra ehil yabani ne kadar hayvan varsa onunla dost olmuşlardı. Artık insanlardan rahatsız oluyordu. Kendi yüzünü suda görse düşman sanıyordu. Gölgesi yanına düşünce onu kendisine bile yoldaş edinmek istemiyordu.</p>
<p>Leyla’nın ne rahatı ne mutluluğu kalmıştı. Kimseyle konuşmak dahi istemiyordu. Anne- babasından uzaktı. Yanına gelen kızlarsa onu eğlendiremiyordu. Bir bahaneyle ağlar, kederlenirdi. Kızlar ellerini kınayla gül rengine boyarlarsa o da kanlı gözyaşlarıyla kızıla boyardı.  Deliliği Mecnun’dan fazlaydı. Kızlar yanından gidince geceleyin o bir kenara çekilir muma gönlün gam, keder, elemini dökerdi.</p>
<p>Sen gece hemin yanarsan ey zar<br />
Men gece ve gündüzem giriftar</p>
<p>•	Sen yalnız geceleri yanarsın; ama ben gece gündüz yanarım.</p>
<p>Sende eser-i hevâ ziyandır<br />
Nispet mana rahat-ı revandır</p>
<p>•	Sende aşkın eseri yok olmaktadır(yanıp tükenmesini kastediyor) ama bende bu aşkın varlığı gönül rahatlığıdır.</p>
<p>Hoştur sana sırrını döküp yaş<br />
Meclisler içinde eylemek faş</p>
<p>Gönlün çü değil vefada kaim,<br />
Gönlündekidir dilinde daim</p>
<p>Men sabit-i arsa-ı belâyam<br />
Ney kimi hızâne-i hevâyam</p>
<p>•	Sana aşkının sırrını yaş dökerek meclislerde açığa vurmak hoş gelir. Gönlün vefalı değil aşkta ki, neyin varsa dilindedir. Ben gam keder bela ortamından asla ayrılamam; Konuşmam ama bu aşkla inlerim yalnızca.</p>
<p>Olmam olur olmaz ile demsâz<br />
Başım kesilirse söylemem râz</p>
<p>Derdim sana söyleyem gam-ı dil<br />
Sende dahi tâb yok ne hâsıl</p>
<p>Döymez ciğerin bu şerh-i râza<br />
Ahım götürür seni güzâra</p>
<p>•	Olur olmazla vakit geçirmem. Başım kesilse sır söylemem. Derdimi sana söylesem ne çare, sende de takat yok. Sırrı açıklamama ciğerin doymaz, ama ahım seni de yakar, yok eder.</p>
<p>Her yara bu derdi eyledim faş<br />
Olmadı bu yolda bana yoldaş</p>
<p>Sabr eylemedi bu derd ü dağa<br />
Katlanmadı düştü taşa dağa</p>
<p>Yanında senin hem urmayam dem<br />
Ta kaçmayasın ırağa sen hem</p>
<p>•	Ben hangi dostuma bu sırrı açıkladımsa bunu taşıyamadı, benimle yoldaş olmadılar. Bu aşkın hastalığına ve büyük yalnızlığına katlanamadı hangi dosta açtımsa sırrımı; dağlara taşlara düştü benim derdimden. Ey mum sana sırrımı açmayayım ki sen de uzaklara kaçma, ( sonra ben de karanlıkta kalmayayım)</p>
<p>Leyla gündüz hapiste, gece serbest, gündüz ölü gece diri vaziyette kendi iniltilerini dinliyordu. Kime derdini açsa, kime bir şey söylese derdi azalmıyor arttıkça artıyordu. Kah pervaneyle konuşuyor, dertleniyor kah aya sırrını açıyor.</p>
<p>K’ey gah kadim gibi hamide<br />
Gahi pür-olan misal-i dide</p>
<p>Geh zahir olan bana gamım tek<br />
Geh galib enis ü hem demim tek</p>
<p>Şahiddir ana bu inkılabın<br />
Kim aşıkısın bir afitabın</p>
<p>•	Ey bazen boynum gibi bükük bazen de gözüm gibi dolu olan ay! Kah bana kederim gibi görünen kah dostum gibi kaybolan ay! Seninde bu dönüp dolanışın bir güneşe aşık olduğuna şahittir.</p>
<p>Hicran ile nizar olupsun<br />
Ser- geşte-i rüzgar olupsun</p>
<p>Ey mihne-i aşktan haberdar<br />
Gör tanrı için ne mihnetim var</p>
<p>Kıl şule-i ahıma nezare<br />
Ger ver ise rahmın eyle çare</p>
<p>•	Hicran ile bitkin düşmüşsün, bu dertten avare olmuşsun. Ey aşk derdinden haberdar olan ay! Bak Allah için ne derdim var. Ahımın ateşine bir bakıver, merhametin varsa bir çare bul.</p>
<p>Leyla akşamdan sabaha kadar yıldız gibi uyanık kalıyor, güneş aydınlanıncaya kadar yanmaya ve feryada devam ediyordu. Bahar gelmişti. Kızının bu halini gören anne kahroluyordu. Çevredeki kızları toplayıp kızıyla oyun oynamalarını istemişti. Şarkılar söyleyerek gezintiye çıkmışlardı. Tabi ki Leyla aynı Leyla’ydı. Oyunlara, şarkılara tenezzül etmiyordu. Yalnız kalmak istiyordu. bir şekilde kızları kendisinden uzaklaştırınca bu kez derdini buluta açtı;</p>
<p>Ey ebr bana demi vefa kıl<br />
Düştü sana hacetim reva kıl</p>
<p>Var ol yüzü nigara benden<br />
Zar ağla ve söyle yare benden</p>
<p>K’ey turfe-nigarı-ı hazeninim<br />
Vey arzu-yı dili hazinim</p>
<p>Gel gör ki nedir gamında halim<br />
Reng-i ruh-ı zerd ü eşk-i alim</p>
<p>•	Ey bulut bana vefa göster, sana bir hacetim düştü, ne olur gider. Var git o gül yüzlü sevgiliye benden. Sesli sesli ağla ve ona benden söyle. Ey genç ve nazlı güzelim, ey mahzun gönlümün dileği. Ne hallerdeyim? Solgun yüzümün ve kanlı yaşlarımın halini gör.</p>
<p>Leyla Mecnun’a iletecek o kadar çok şey söylüyordu ki. Aya iletmesi için şunları söylüyordu;</p>
<p>Saldın meni hastayı bu hale<br />
Derde beni eyledin havale</p>
<p>Her derd ki var Leyli aldı<br />
Malüm durur sana ne kaldı.</p>
<p>•	Ben hastayı bu hale saldın, beni derde havale eyledin. Ne kadar dert varsa onu Leyla aldı! Sen bilirsin peki sana ne kaldı?</p>
<p>Leyla ayla konuştukça kendinden geçiyor. Mecnun’a bir an önce gelmesi için haber vermesini istiyordu. Diyor ki aşığın aklının başında olması yaraşmaz aşığa.  Aşığa durmak yaraşmaz, sevdiğinin köyünün etrafında dolaşmalı hep. Yoksa başka bir sevdiğin mi var da gelmiyorsun, buraya yolun düşmüyor diye soruyor. Son sözünü halimi ve sevgimi açıklamama bu şiir yeter dedi. Daha ne söylesin. Kız olmasaydı ve adı çıkmayacak olsa bir an durmaz Mecnun’a koşacaktı. Leyla gam köşesinde ağlarken bir ses duyar. Birisi türkü çığırıyordur.</p>
<p>K’ey neşe-i aşkdan uran dem<br />
Mecnun’u da sanma Leyli’den kem</p>
<p>Mecnun ile Leyli’yi beraber<br />
Ger kimse der ise kılma baver</p>
<p>Leyli’de eğerçi derd çoktur<br />
Mecnun-ı hazince derdi yoktur</p>
<p>Leyli eli iğnedendir efgar<br />
Mecnun’a kılıçlar eylemez kar</p>
<p>Leyli’yi eder harir dil-gir<br />
Mecnun’a verir neşat zencir</p>
<p>•	Ey aşk neşesinden dem vuran! Mecnun’u Leyla’dan daha az aşık sanma. Birisi Leyla ile Mecnun’u beraberdir derse inanma. Gerçi Leyla’da dert çoktur. Ama kederli Mecnun kadar derdi yoktur. Leyla’nın eli iğneden yaralıdır, mecnun’a kılıçlar kar etmez. Leyla’nın gönlünü ipek incitir. Mecnun’a zincir neşe verir.</p>
<p>Bu türküyü duyan Leyla, Mecnunun kendisinden daha dertli olduğunu anladı. Leyla bu kederli yürüyüşünden evine dönerken İbni Selam onu yolda görür. Can ile ciğerinde takat kalmamıştı. İradesi elinden gitmişti. Vuslat yolunu aramaya koyuldu. Sözü çok itibarlı bir adam buldu onu Leyla’yı istetmeye yolladı. Adam hazineler dağıttı onu almak için. Artık Leyla hür ve başıboş dolanırken bağlanmıştı. Adı sanı itibarlı Nevfel adında birisi mecliste otururken birisi Mecnun’un şiirini okuyordu. Şiiri duyunca çok etkilendi ve Mecnun hakkında bilgiler edindi. Nevfel Mecnun’u görmek için birkaç kişiyle çölün yolunu tutar. Onu bir yerde hali harap uzanır buldu; sonra Mecnun’a;</p>
<p>K’ey hasta nedir bu  çektiğin renc<br />
Virane zayi ettiğin genc</p>
<p>•	Ey hasta, nedir bu çektiğin işkence? Nedir bu viranede kaybetmekte olduğun hazine?</p>
<p>diye sorar. Adam altın gerekse altınlar dizelim, savaş gerekse savaşalım sen de kızı al, yeter ki bu halde durma deyip Mecnun’u ikna etmeye çalışır. Ancak Mecnun kendi bahtının ne çetin olduğunu anlatır adama. Kime derdimi döktümse o benden daha derde müptela oldu diyordu. Bahtıma her bakışımda bana kara görünüyor diye devam ediyordu ve derdini döküyordu. Ancak adamın güzel sözleri Mecnun’a umut verdi. Eski yolunu terk etmiş, saçlarını ve tırnaklarını kesmişti. Nefvel de Leyla’nın kabilesine mektup yazıp kızı istemişti. Ya güzellikle altınlar dizerek kızı alacaklardı, ya da kılıçlar konuşacaktı. Cevap bizim deliliğe ilacımız yoktur. Sizin inciniz gibi bizde çok inci vardır. Kılıçlarımızı sayısı da sizinkilerden fazladır oldu. Savaş boruları çalmıştı. İki grup birbirlerine girmişti. Bir kenara çekilen Mecnun olanları izliyor ve Leyla’nın kabilesinin kazanması için dualar ediyordu. Onu görenler hiç düşman kazansın diye dua edilir mi diye soruyordu. O da cevaben ;</p>
<p>Mecnun dedi: ben feda-yı yarım<br />
Valsına anan ümid-varım</p>
<p>•	Mecnun dedi ki kendimi yare feda etmişim, ona kavuşmayı ümit ederim.</p>
<p>Hoşdur ki bulam visale fursat<br />
Yarım tarafında ola nusrat</p>
<p>•	Kavuşmaya fırsat bulmam, zaferin sevdiğimin tarafında olması ne hoştur.</p>
<p>Canım ola dost dil- peziri<br />
Ya küştesi ola ya esiri</p>
<p>Bu marekede neşat-mendim<br />
Ol silsilede esir-i bendim</p>
<p>•	Canım, sevdiğimin hoşuna gitsin de ister ölü ister esiri olsun. Bu savaş meydanında mutluyum, çünkü sevdiğimin zincirinde bağlıyım.</p>
<p>Ger katlime çekse yar şemşir<br />
Yok bende rızadan özge tedbir</p>
<p>Hoşnud değilmiyim bu hale<br />
Kim canı verem yetem visale</p>
<p>•	Sevdiğim öldürmek için kılıç çekse, razı olmaktan başka bir şey yapmam. Bu hale nasıl sevinmeyim ki canımı verip vuslata erişirim.</p>
<p>Savaşta ilk gün bitmiş kimse bir ilerleme gösterememişti. Ancak Nevfel şaşırıyordu. Ona göre şimdiye kendilerinin kazanmaları gerekiyordu. Orada Mecnun’un duasını işiten adam Mecnun’un sözlerini Nevfel’e söyleyince Mecnun’un halinin üstün olduğunu anladı. Leyla’yı ne olursa olsun Mecnun’a alacağına dair söz verdi. İkinci gün Nevfel savaşta üstün geldi. Leyla’nın kabilesi teslim oldu. Leyla’nın babası adama yalvardı ne olur kızımı sen al da o adama verme dedi. Ancak adam silahlarını alıp geri döndü ne Leyla’yı Mecnun’a ne kendine aldı. Bu hali gören Mecnun senin sözün nerede dedi ve kendi giysilerini yırttı sonra tekrar çöle düştü.</p>
<p>Bir gün zincire vurulmuş bir adam görür. Onun sahibi adama onu bırak beni al. Ne kazanırsak tamamı senin olsun. Tek amacım evleri dolaşmak, belki Leyla’yı görmektir dedi. Adam da bunu kabul eder. Sonra zincire şöyle der; Ey benimle sırdaş olan zincir! Sonra ona derdini açar. Adamla boynunda zincir olduğu halde Leyla’nın şehrinde geziyorken Leyla’nın evinin önünde yere yığılıp kalır. Mecnun’un düşerken çektiği ahı Leyla duyar ve hemen dışarı çıkar. Bakar ki Mecnun’un beli de kirpikleri gibi eğilmiş. Güzelliği gözyaşları gibi dökülmüş. Leyla yüzünü göstererek Mecnun’a aşk ziyafeti veriyordu sanki. Sonra Mecnun’a orada gönlünü döker.</p>
<p>Bu visale yuku ahvali demek mümkün idi<br />
Eğer olsaydı yuku dide-i giryanımızda.</p>
<p>•	Bu kavuşmaya uyku hali denilebilirdi, eğer ağlayan gözlerimize uyku girseydi.</p>
<p>Bu hayal ola meğer gördüğümüzü yoksa nigar<br />
Mutlaka hatıra gelmez ki gele yanımıza</p>
<p>•	Bu gördüğümüz bir hayal olmalı. Yoksa sevgilimizin yanımıza gelmesi hatıra bile gelmezdi.</p>
<p>Sonra Leyla onları evlerine davet etti. O sırada Mecnun da ona içini döker;</p>
<p>Zülf ü müje hançer ü resen bes<br />
Hükmünü yürüt hem as hem kes</p>
<p>Gel arada hem gubar koyma<br />
Öldür beni şerm-sar koyma</p>
<p>•	Zülfün ile hançer kirpiğin ve ip yeter. Hükmünü yürüt hem as hem kes. Gel araya düşmanı koyma. Beni öldür, utandırma.</p>
<p>Ta zülfüne olmuşam giriftar<br />
Zencir-i cünuna rağbetim var</p>
<p>•	Zülfüne tutuldum tutulalı delilik zincirine hevesim var.</p>
<p>Mecnun aşkın sultanına arzı hal ettikten sonra zincirlerini kırdı ve halktan uzaklaştı. Sonra bir bahane daha bularak Leyla’yı görmek istedi. Körlük bahanesiyle dilenmeye başladı. Gözünün feri kaybolmuştu aslında onu arıyordu. Leyla’nın kapısındaydı tekrar. Leyla yüzünü gösterdi. Sadaka olarak sanki yanaklarını gösteriyordu. Sonra garip tekrar çölün yolunu tuttu. İbni Selam da bu hali anlayınca hemen Leyla’ya kavuşmak ister. Kızın mihri belirlenir. Leyla’nın baharı son bahara dönmüştür. Nur isterken nar yakalamıştır güzelliğini. Düğün yapılmıştı. Odasına girince yüzünde nur gibi ışık olan Leyla’yı görünce ruhu okşandı. Ancak Leyla ona kendisinin bir peri tarafından sahiplenildiğini, yanına herhangi bir ademoğlunu alması hem onu hem kendisini yakacağını söyleyince adam Leyla’dan uzak durur ve büyücülerin yolunu tutarak bu işe bir çare aratır.</p>
<p>Dürüstlüğüyle tanınan Zeyd hemen Mecnun’un yanına koşar ve Leyla’dan haber verir. Ağlamaların zayi olmuştur, gece yanışların, gündüz ahların boşa gitmiştir dedi. Mecnun’un ahı göğü tutmuştu. Bu acıyla ağlayan adamın eninleri, yılanları, karıncaları titretti. Sonra eline kalem alarak Leyla’ya bir azar mektubu yazar. Hem kırgın hem de şaşkındır. Zeyd bir bahaneyle mektubu Leyla’ya götürür. Leyla mektuba cevabını yazar.</p>
<p>Fikr etme ki ben neşat-mendim<br />
Bir dam-ı gam içre pay-bendim</p>
<p>•	Sanma ki ben sevinç içindeyim. Bir gam tuzağına ayağım takılıdır.</p>
<p>Ayinede eylerim nigahı<br />
Halin görürüm sesin kemahi</p>
<p>•	Aynaya bakarak halini olduğu gibi görürüm.</p>
<p>Bilmen bu kafeste ne ola halim<br />
Sındırdı bela per ile balim</p>
<p>•	Bu kafeste halim ne olacak bilmiyorum, bela kolumu kanadımı kırdı.</p>
<p>Bir vahşi ile ger etmişim hu<br />
Müstevcib-i ser-zeniş değil bu</p>
<p>Vahşiler imiş seninle hem-dem<br />
Hem-reng olubam seninle ben hem</p>
<p>•	Bir vahşiyle beraber olmuşsam bu azarlamamı gerektirmez. Seninle beraber vahşiler var, o halde ben seninle aynı renge girmişim.</p>
<p>Mektubu alan Mecnun biraz olsun teselli buldu. Ancak böyle bir teselli neye yeter ki? Mecnun’un babası dertli dertli oğluna deva arıyordu. Ancak çareler söz birliği etmiş gibi lal olmuşlardı. Bir gün deva ararken gecenin karanlığında bir ateş görür. Han ararken o ışığı bulmuştu. Ateşe yaklaşınca baktı ki yerde yatan oğlu Mecnun. Mecnun ölümü bekler gibi kalmıştı öylece. Mecnun’un yüzünü temizlemek isteyince Mecnun adama kimsin diye sorar. Adam ben senin babanım diye cevap verir. Gel mülkümün başına otur. Adımı baki kıl diye öğüt vermeye başlar.</p>
<p>Rahm et men-i zar u na-murada<br />
Koyma be meşakkat ü belada</p>
<p>•	Muradına ulaşamamış ağlayan bana acı, beni bu çile ve cefaya koyma.</p>
<p>Olmak elifim karine-i dal<br />
Meylim sana olmağınadır dal</p>
<p>•	Elif gibi düzgün boynum dal gibi eğildi. Bu seni sevdiğime delalet etmez mi?</p>
<p>Vasl eyle anına kim bilirsen<br />
Bir gün olur ondan ayrılırsın</p>
<p>Terk eyle bu herze herze seyri<br />
Yad eyle ilahı anma gayrı</p>
<p>Kinı nefse me’ad u merci oldur<br />
Kat et ana söz ki mekta oldur</p>
<p>Hak sani’u dehr kar- gehdir<br />
Bunda amel etmemek günehtir</p>
<p>•	Bir gün olur ayrılacağına bu kadar bağlanma. Bu manasız dolaşmaları terk eyle. Allah’tan gayri olanı anmayı bırak. İnsanın geldiği ve gideceği yer O’dur. Durak yeri olan üzerine sözü kes. Allah zaman ve mekanı yaradandır, buna uygun amel etmemek günahtır.</p>
<p>Mecnun babasına kulak vermişti ama söz bitince hepsini unutmuştu. İçim dışım aşk olmuş diyordu. Rahatı ve sabrım uçmuş gitmiş. Birçok kez akla uyayım dedim ama sevda yolumu kesip ‘hayır, hayır’ dedi. Ezeli aşk candan çıkar mı diyordu. Tam o sırada Mecnun’un kolundan kan damlamaya başlar. Adam bu işe şaşar kalır.</p>
<p>Fasd eyledi ol büt-i peri-zad<br />
Niş urdu anın koluna fassad</p>
<p>Ol zahm eseri göründü bende<br />
Biz bir ruhuz iki bedende</p>
<p>Bizde ikilik nişanı yoktur<br />
Birbirinin özge canı yoktur</p>
<p>Sanma ki ol oldur ü benim ben<br />
Bir can ile zindedir iki ten</p>
<p>•	O perinin doğurduğu güzel kan aldırdı. Doktor onun koluna iğne vurdu. O yaranın eseri bende göründü. Bir iki bedende tek ruhuz. Biz ikiliğin belirtisi yoktur. Birbirimizden başka canımız yoktur. Sanma ki o, odur, ben benim. İki beden bir canla hayattadır.</p>
<p>Bu işin öyle sıradan bir iş olmadığını anlayan baba, ona öğüt vermeyi bıraktı. Sonra umutsuzluk içinde oğluyla vedalaşmak ister ve ona vasiyetini bildirir. Mecnun’dan isteği ölünce arkasından yas tutmasıydı. Ağlayarak inleyerek evine döndü ve orada ‘Mecnun’ diye feryat koparıp yere yığılır ve can teslim eder. O hala çöllerde dolanırken bir adam yanına gelir. Babasının onun yüzünden ölmesine rağmen, hiç yanına gitmeyişinden dolayı onu azarlar. Mecnun da kendine gelir ve hemen babasının mezarına gidip saatlerce ağlar. Özür diler. Ancak Mecnun’a akıl ne gerek. Bir gün en içten haliyle Allah’a yalvarır. Ondan Leyla’ya kavuşmayı diler. O sırada Zeyd onun yanına gelir ve Leyla’dan haber verir. Leyla ondan mektup yazmasını istiyordur. Mecnun ise;</p>
<p>‘Gel ey göz yar hattın namede görmek heves kılma<br />
Ki hatt-ı name def-i derd-i hicr-i hatt-ı yar etmez’ diye cevap verir.</p>
<p>•	Gel ey göz, dostun yazısını mektupta görmeye heves etme. Mektubun yazısı, sevgilinin saçından ayrı kalmanın derdini hafifletmez.</p>
<p>Mecnun Zeyd’e, Leyla’ya methiyelerini götürmesini söyler. Artık sevdiğini göstermiştir Leyla. Ne olursa olsun kavuşmak tek çözümdür. Eğer İbni Selam ona engel olursa haber etsin Mecnun bir ahla onun bahtını karartacaktır. Sonra Zeyd, Leyla’nın yolunu tutar. Mecnun’un duası İbni Selam’ı yatağa düşürür ve adam bir süre sonra ölür. Leyla yas tutuyordu. Ancak bu kocasının öldüğü için değildi. Artık gizlediği kederlerini cenazeyi bahane edip rahat rahat sergileyebiliyordu. Bu mutlu haberi götüren Zeyd, Mecnun’un sevinmediğini görüp şaşırır. Rakibin artık yok deyince;</p>
<p>Cananeye can veren yetipdir<br />
Can vermeyen arada itipdir</p>
<p>Ol dostum idi değildi düşmen<br />
Hem ol ana aşık idi hem ben</p>
<p>Ol canını verdi vasıl oldu<br />
Öz mertebesine kamil oldu</p>
<p>Naksım benim ermedi kemale<br />
Ayb eyleme ağlasam bu hale</p>
<p>•	Sevgilisine canını veren ulaşır, canını vermeyense arada kaybolmuştur. O benim dostumdu düşmanım değil, hem o hem ben ona aşıktık. O canını vererek kavuştu, kendi derecesinde olgunluğa erişti. Benim halim ise kemale ermedi. Benim bu halime ağlamadığımı görürsen ayıplama.</p>
<p>diye cevap verir Mecnun. Leyla baba ocağına dönmüştü. Yine peri gibi kızları topluyor bu kez ağıtlar yakıyordu. İbni Selam’ın adını anarak Mecnun’a ağıtlar yakıyordu aslında. Bazen geceleri mumu söndürür ve derdi ki;</p>
<p>Ya’ni ne reva şeb-i siyahım<br />
Muhtaç ola şem’a berk-i ahım</p>
<p>•	Böylece karanlık gecemde ahımın şimşeğinin muma ihtiyaç duyması yakışık almaz.</p>
<p>Leyla yüklerini deveyle evine taşırken bir gece sürüden kopar. Yolu Mecnun’un yoluna çıkar. Ancak bir hayli karanlıktır. Yolu sormak için Mecnun’un yanına gelince Mecnun’a kimsin sen diye sorar. O da ben Mecnun’um der. Ama Leyla inanmaz. Çünkü Mecnun peri yüzlüdür, ancak adamın yüzü kırış kırıştır. Mecnun uludur, o ise aciz ve güçsüzdür. Mecnun cevaben aşıklar zelil ve bayağı olur, safa sürmek güzellerin işidir der. Ancak Leyla yine inanmaz Mecnun’a ondan halini anlatan bir şiir okumasını ister. Mecnun da ona kederlerini ve başından geçenleri anlatır. Leyla artık onun Mecnun olduğunu anlamıştır;</p>
<p>Ey can ki çekerdin intizarı<br />
Görmek dileyip hemişe yarı</p>
<p>Yetdin ana gel çık imdi tenden<br />
Git yara kes ihtilatı benden</p>
<p>•	Ey can! Daima sevgiliyi görmek için gözün yollarda kalmıştı. İşte ona ulaştın. Şimdi çık benim tenimden. Benden ayrılıp sevgiliye git.</p>
<p>Ancak Mecnun pek kendinde değildi. Leyla’ya ilkin kimsin sen diye soruyordu.</p>
<p>Akl olsa idi benimle hem-rah<br />
Ahvalinden olurdum agah</p>
<p>•	Aklım bana yoldaş olsaydı senin halini kavrayabilirdim.</p>
<p>Gam gönlümü etmeseydi bi-tab<br />
Göz perdesi olmayaydı hun-ab</p>
<p>Gaflet halelinden ayrılırdım<br />
Elbette kim olduğunu bilirdim</p>
<p>Çün bende yok ihtimal-i idrak<br />
Sen söyle özün ki kimsin ey pak</p>
<p>•	Gam gönlümü halsiz bırakmasaydı, kanlanmasaydı gözümün perdesi, gafletten uyanır, kim olduğunu anlardım. Bende seni tanıma imkanı olmadığından, sen söyle kendini. Kimsin ey pak?</p>
<p>Leyla bunun üzerine cevaben;</p>
<p>Leyli benim, arzu-yı canın<br />
Kam-ı dil-i zar ü na-tüvanın</p>
<p>Müştak-ı cemal idin hemişe<br />
Muhtac-ı visal idin hemişe</p>
<p>•	Benim, Leyla, canının istediği. Biçare inleyen gönlünün muradı. Daima yüzümün özlemini çekerdin. Daima kavuşma için çırpınırdın.</p>
<p>Mecnun’un ona aldırış ettiği yoktu. Anlayamıyordu kız niye böyle davrandığını. Yalnız başınayken bile yüzüne bakmıyordu. Ona acımamasını bir sebebe bağlamaya çalışıyordu. Mecnun yine konuşmaya başlamıştı. Ancak bu kez çok farklı bir dilden konuşuyordu. Sanki kendisi yokmuş gibi. Kendinden geçmiş gibi;</p>
<p>Mecnun dedi: ey büt-i peri-veş<br />
Haşak-i zaife urma ateş</p>
<p>Yakmağa beni yeter hayalin<br />
Yoktur bana takat-i visalin</p>
<p>•	Mecnun; ey peri gibi güzel, zayıf süpürgeye ateş atma, beni yakmaya hayalin yeter. Sana kavuşmanın takati bende yoktur.</p>
<p>Aşk etti bina-yı vaslı muhkem<br />
Ma’nide beni seninle hem-dem</p>
<p>•	Aşk, kavuşma binasını sağlam etti, mana aleminde beni sana yoldaş etti.</p>
<p>Lezzet ruh-ı yar-ı dil-sitandın<br />
Candır bulan ey diriğ candan</p>
<p>Canım gideli besi zemandır<br />
Cismimdeki şimdi özge candır</p>
<p>•	Ne yazıktır ki gönül alan sevgilinin yanağından ve canından lezzet alan yine candır. Benden canım gideli hayli zaman oldu. Şimdi bedenimde bir başka can var.</p>
<p>Bende olan aşkar sensin<br />
Ben hod yokum ol ki var sensin</p>
<p>Daim sana bendedir tecelli<br />
Ben gayrdan olmuşam teselli</p>
<p>Ger ben ben isem nesin sen ey yar<br />
Ver sen sen isen neyim men-i zar</p>
<p>•	Bende görünen sensin, ben yokum. Varsa da sensin o. Sana teselli bendedir her zaman. Ama ben başkasında buldum teselliyi. Ben ben isem ey sevgili, sen nesin? Sen sen isen bu inleyen ben neyim?</p>
<p>Rüsvalığa çün ben itmiş em ad<br />
Sen hem sülükü etme bünyad</p>
<p>Tut perde-i ismet içre aram<br />
Rüsvay benem sen ol niku-nam</p>
<p>•	Ben maskaralığa nam saldığıma göre, sen bu yola girme bari. Sen namus perdesinin içinde kal, ben maskarayım sen ahlaklı ol.</p>
<p>Mecnun bana derler ehl-i alem<br />
Ancak banadır cünun müsellem</p>
<p>Sen olma fesane-i halayık<br />
Mecnun işi Leyliye ne layık</p>
<p>•	Dünyadakiler bana mecnun derler. Delilik ancak bana uygun görülmüş. Sen halkın diline düşme. Delilik işi Leyla’ya yaraşmaz.</p>
<p>Hayal ile tesellidir gönül meyl-i visal etmez<br />
Gönülden taşra bir yar olduğun aşık hayal etmez</p>
<p>•	Gönül hayaliyle teselli bulur kavuşmaya meyil etmez. Aşık gönülden dışarı bir sevgili olduğunu hayal etmez.</p>
<p>Mecnun’un ilahi aşka döndüğünü anlayan Leyla ona hayran kalır. Ona olan hayranlığı kat kat artmıştır artık. O da Mecnun’a hak vermiştir.</p>
<p>Heva-yı vasldır kim hublar vaslına talibdir<br />
Ve ger ne aşk-ı kamil fark-ı hicran ü visal etmez</p>
<p>•	Güzellere kavuşmayı isteyen, kavuşma hevesidir. Yoksa olgun bir aşk ayrılıkla kavuşma arasındaki farkı bilmez.</p>
<p>Tam Leyla’nın konuşması bitmişti ki bir adam devesi üzerinde gelmiştir. Leyla’nın kaybolduğunu anladıkları anda onu aramaya koyulmuşlardır. Leyla tekrar devesine biner ve geldiği yoldan diğer adamla geri döner. Mecnun yine inleyen yine terk edilmiş olarak kaldı. Ne ayağa kalkmaya gücü var ne de gezinme isteği.</p>
<p>Leyla o günden sonra hastalanmıştı. Artık kavuşma isteğinin boşa olduğunu anlamıştı. Dünyadan ve canından ümidini kesmişti. Bahçeye çıkıp sonbaharı görüyordu. Güller solmuş, ağaçlar sararmıştı. Onlar sonbaharı yaşıyordu. Ama ilkbahara dönecekti bahçeninki. Kendisinin ilkbaharı olmayacaktı artık. Sevdiğinin yanında yeri olmadığı için hayattan incinmişti. Allah’tan kendisini yoklukla bir etmesini istedi. Duası kabul olmuş, derdi artmış, titremeleri büyük bir hal almıştı. Ateşi gören mum gibi mahvoluyordu. Ölüm git gide kapısına yaklaşıyordu. Bedeninde aşktan başka acı yoktu aslında. Günlerinin arta kalanı Mecnun’u yad etmekle geçiyordu. Son nefesini vermek üzereyken annesine içini açtı. Mecnun’a gidip halini anlatmasını istedi. Ölünce kavuşacakları yerde ayıplanma yoktur diyordu. Sabır eylemesin bir an önce terk eylesin cihanı diyordu. Leyla kavuşma arzusuyla canını veriyordu.</p>
<p>Zeyd ölüm haberini duyunca olanca hızıyla Mecnun’un yanına varır. Bu haberi alan Mecnun öyle bir ah çekti ki öteki alemdeki sevdiği bundan haberdar oldu.</p>
<p>Az kaldı ki nalesiyle dil-dar<br />
Ol hvab-ı ecelden ola bidar</p>
<p>•	Neydeyse bu çığlıkla, sevgilisi ecel uykusundan uyanıyordu.</p>
<p>Zeyd’le yola düştüler. Gül yanaklısının mezarını görünce düştü, mezarlığı kucakladı.</p>
<p>Gözyaşlarını eyledi muatab<br />
K’ey tire-şeb-i firaka kevkeb</p>
<p>Çıkmak sana oldu şimdi vacib<br />
Kim oldu ol afitab ga’ib</p>
<p>•	Gözyaşlarına seslenerek; ey karanlık, ayrılık gecesine yıldız olan! Çıkmak sana farz oldu şimdi. Çünkü o güneş kayboldu.</p>
<p>K’ey şem nedir bu ictinabın<br />
Ben bahtı siyahtan hicabın</p>
<p>•	Ey güneşim, nedir bu saklanışın? Bu bahtı karaya hicabın nedir?</p>
<p>Ey ömr gel imdi başa sen hem<br />
Çeşmime tire oldu alem</p>
<p>•	Ey hayat, sen de işinin başına gel şimdi, benim gözümde dünya karanlık oldu.</p>
<p>Müştakınım ey ecel kerem kıl<br />
Def-i elem eyle ref-i gam kıl</p>
<p>•	Ey ecel, seni özlüyorum kerem et. Eleminle gamımı def eyle.</p>
<p>Arada ne engel varsa kaldırmasını istiyordu ölümden artık. Sevgiliye kavuşmayı hiç bu kadar istememişti Mecnun. Bir an bile gecikmemesini istiyordur.</p>
<p>Ya Rab bana cism ü can gerekmez<br />
Canan yok ise cihan gerekmez</p>
<p>•	Ya Rab, bana ne cisim ne can lazım. Sevdiğim yoksa cihan da gerekmez bana.</p>
<p>Mecnun Allah’tan ölmeyi istiyordu. Sevdiği ebedilik alemindeyken onun bu dünyada olması en acı hezimetti. Sonra mezara kapaklanarak ruhunu mezara sadaka olarak verdi. Bitap ve miskin aşık Mecnun ‘Leylaa’ diyerek canını verdi. Olanları gören Zeyd de yakasını yırtıp ah ediyordu. Sonra Mecnun’u da onun yanına gömdüler. Ter temiz sevginin sonu budur. İdrak edebiliyorsan hoş bir mertebedir diyor sonunda Üstat Fuzuli.</p>
<p>Artık hikaye bitmiştir. Üstat Fuzuli sakiye artık doldurma kadehleri bu kadar yeter diyor. Galiba hikayenin bitişine içerlemiş. Sonra bu eserine karşı söylenecek sözlerden bahsediyor. Ve son noktayı koyuyor;</p>
<p>Dem hayr sözünden ur demadem<br />
Ver hayr denezsen ebsem ebsem.<strong></p>
<p></strong></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/intifada61.wordpress.com/347/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/intifada61.wordpress.com/347/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/intifada61.wordpress.com/347/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/intifada61.wordpress.com/347/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/intifada61.wordpress.com/347/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/intifada61.wordpress.com/347/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/intifada61.wordpress.com/347/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/intifada61.wordpress.com/347/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/intifada61.wordpress.com/347/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/intifada61.wordpress.com/347/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/intifada61.wordpress.com/347/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/intifada61.wordpress.com/347/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/intifada61.wordpress.com/347/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/intifada61.wordpress.com/347/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=intifada61.wordpress.com&amp;blog=4704766&amp;post=347&amp;subd=intifada61&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://intifada61.wordpress.com/2009/01/24/leyla-vu-mecnun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/115a3843ccc05ab673906c823ebcc639?s=96&#38;d=&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">handala61</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Asr Suresi</title>
		<link>http://intifada61.wordpress.com/2009/01/09/asr/</link>
		<comments>http://intifada61.wordpress.com/2009/01/09/asr/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Jan 2009 19:08:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>intifada61</dc:creator>
				<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran'ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[103. sure. kuran'ı kerim]]></category>
		<category><![CDATA[asr suresi tefsiri]]></category>
		<category><![CDATA[hakkı tavsite]]></category>
		<category><![CDATA[mevdudi]]></category>
		<category><![CDATA[sabır]]></category>
		<category><![CDATA[salih amel]]></category>
		<category><![CDATA[salihat]]></category>
		<category><![CDATA[seyyid kutup]]></category>
		<category><![CDATA[taberi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://intifada61.wordpress.com/2009/01/09/337/</guid>
		<description><![CDATA[Asr Suresi Bismillahirrahmanirrahim. 1-3. Andolsun asra ki, İnsan mutlak hüsrandadır. Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka. İmam Şafi: Kuran’ın hepsi kaybolsa ve bir tek bu sure kalsa Kuran’ı vermeye yeterdi’ der. İlk surelerden birisidir. İlk yılda inmiş olması Allah’ın neye öncelik verdiğini görmek için önemlidir. [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=intifada61.wordpress.com&amp;blog=4704766&amp;post=337&amp;subd=intifada61&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span class='embed-youtube' style='text-align:center; display: block;'><iframe class='youtube-player' type='text/html' width='510' height='317' src='http://www.youtube.com/embed/O9F-E30BtrI?version=3&amp;rel=1&amp;fs=1&amp;showsearch=0&amp;showinfo=1&amp;iv_load_policy=1&amp;wmode=transparent' frameborder='0'></iframe></span>
<p>Asr Suresi</p>
<p>Bismillahirrahmanirrahim.</p>
<p>1-3. Andolsun asra ki, İnsan mutlak hüsrandadır. Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka.</p>
<p>İmam Şafi: Kuran’ın hepsi kaybolsa ve bir tek bu sure kalsa Kuran’ı vermeye yeterdi’ der.</p>
<p>İlk surelerden birisidir. İlk yılda inmiş olması Allah’ın neye öncelik verdiğini görmek için önemlidir. İnsanın kurtuluşunun kısa yol haritasını veriyor. İnsan vicdanını rahatsız olmalı diyor. İnsanlığın hüsranda oluşunu dert edinmesi gerekiyor demektir. Ya da insanın kendisi de hüsranda olmasın deniyor. Bu sözü Allah’tan başka kimse söyleyemez. İnsanlığın hüsranda oluşunu başka kim söyleyebilir ki? Fakat şu dört özelliği taşıyanlar hariç diğer insanlar ziyana batmıştır:</p>
<p>1. İman</p>
<p>2.Salih amel</p>
<p>3.Hakkı Tavsiye</p>
<p>4.Sabrı Tavsiye.</p>
<p>İlk iki nokta bireysel yaşamdan bahsederken, son ikisi de toplumsal yaşamdan bahseder. İlk ikisi bireysel hayatla alakalı, son ikisi ise toplumsal davranış ve paylaşımı ifade eder. Toplumdaki bozukluklara karşı duruşu temsil eder.</p>
<p>Kısa ve öz olarak ana konusu insanın akıbetini kendisi belirlemesi üzerinedir. Zamanı, feleği, ahir zamanı bir bahane olarak ileri sürüp kendilerinin çıkar yolu olmadığını iddia edenlere bu sure bir çeşit ders veriyor daha ilk ayetiyle. ‘Ahir zamanda geldik’ demekle üzerindeki yükler kalkmıyor insanın. Şurası da muhakkak ki Allah kimseye yüklenemeyeceği yükü vermez. Ahir zamandı vs. bu bahaneler kabul görmeyecektir. Peygamberle çağdaş olmakla daha iyi Müslüman olacağını iddia edenlere bir nevi cevaptır. Ebu cehil de o devirdeydi. Hem de Peygambere Kâbe’den daha yakın bir yerde otururdu. Ama gördük ki zaman en önemli etken değil. Ki Allah surenin son ayetinde asıl etkeni açıklamaktadır. İyi Müslüman olmaya zamanı, mekânı mazeret gösterenlerin bu laflarına itimat edilmemektedir. Çünkü insan zamana ait olmaz ve zamana sahip olur. Casiye 24&#8242;de denildiği gibi &#8216;bizi zamandan başkası helak etmez&#8217;. ‘Yani tarihi determinizme batmışız.’ diyenlere, siz zamana sahipsiniz, zaman size değil deniyor. Eğer peygamber zamanında yaşasaydık biz de düzgün olurduk diyenlere bu cevap, sadece susmayı ve kabul etmeyi gerektiriyor.</p>
<p>Sureyi biraz daha iyi anlamak için dinin temellerini de anlamak lazım. Din binası 4 kattır, der Abdullah ibn Abbas. Bu katların sıralaması çök önemlidir. 1. katmana Kuran, ahlakı koymuştur. Muttakiler için hidayettir diyor. Yani önce muttaki olunacak, hidayet daha sonra geliyor, yani iman. Bakın peygambere ne buyruluyor Şura suresi 52. ayet&#8217;te &#8221;Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin.&#8221; Ama bakın peygamber, peygamber olmadan önce dahi nasıldı &#8216;Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlâk üzerindesin. (Kalem 4). Yani Allah öncelik olarak ahlaki temel giriş bölümüdür diyor. 2. katmana iman, 3. katmana ibadetler. 4. katmana ise muamelat konulmakta. Bu sıralama Kuran’ın sıralamasıdır aslında. Eğer iniş sırasına göre sureleri incelersek hep bir altyapı oluşturmak, bir ahlak binası kurmak için indirildiğini görürüz. Demek imana çağırmadan önce insanlara ahlaki altyapı gerekmektedir. Asr da büyük davayı omuzlarına yükleneceklerin dizlerinin dermanını oluşturuyor. Çünkü sabrı ve hakkı tavsiye bu dizlerin en önemli dayanaklarıdır.</p>
<p>Şimdi sureyi ayetlerini açıklamaya çalışarak inceleyelim. Asr, çağa, yüzyıla, üç insan nesline, ikindiye, insanlığın ikindisi, hasat günü, hesap gününe yemin olsun. Vav kasemli 16 sureden birisidir. Yemin ile başlar. Yemin vurgusu tüm dikkatimizi mesele üzerine çekmek içindir. Yeminin manası inandırmak için değildir. Dikkat çekilmesi ve insanın bunlara şahit olduğunu belirtmektir gaye. Yani zaman şahit olduğunu söylüyor. Ey insan dikkat et zaman sana şahittir deniliyor. Hatırlayalım fecre, geceye, duha&#8217;ya (kuşluğa), gündüze, şafağa yemin ediliyor başka yerlerde de. Zaman üzerine bu kadar vurgu yapılması neden acaba? Bir sebebi Allah’ın insanlara &#8216;ey insanoğlu dikkat edin elinizdeki zamanı boşa harcamayın. Belki onu bir daha yaşamayabilirsiniz. Bir başka sebep de büyük sonra (ölüme) varmadan önce dikkat edin. O sizi hiç beklemediğiniz anda yakalayabilir denmek istiyor olabilir. &#8216;İnsanın üzerinden, henüz kendisinin anılan bir şey olmadığı uzun bir süre geçmedi mi?&#8217; deniliyor İnsan Suresi’nin ilk ayetinde. Asr&#8217;a yemin edilmesinin bir başka sebebi de şudur. Ey insanoğlu sen bir geçmiş tarihe bak bakalım kimler ziyana girmiş. Deniliyor ki tarih insanların hüsranda olduğunu ayan beyan gösteriyor. Yani geçmiş zamana yemin edilmesinin anlamı, insanlık tarihinin, yukarıda adı geçen dört özellikten uzak olan kişilerin hüsrana uğradıklarına şahit olmasıdır.</p>
<p>İmam Razi Asr Suresindeki yeminle alakalı bir olay nakleder. İmam &#8220;Buz satan birisi pazarda şöyle bağırıyordu; &#8220;sermayesi eriyen bu şahsa merhamet edin! Onun bu sözünü duyunca, bu söz Asr suresinin anlamıdır&#8221; dedim.&#8221; İnsana verilen ömür bir buz gibi hızla erimektedir. Eğer bunu ziyan eder veya yanlış yere harcarsa insanın hüsranına neden olur.&#8221; Onun için geçen zamana yemin edilmesinin anlamı, hızla geçen zamanın, söz konusu dört özellikten yoksun insanın dünyada ne işle meşgul olursa olsun hayatını harcadığına ve hüsranda olduğuna şahadet etmesidir</p>
<p>Asr kelime manası olarak &#8216;ğasere&#8217; kökünden gelip, sıkıp suyunu çıkarıp özünü almak demektir. Bir nevi hâsılat manasına gelir. İkindiye de Asr denmesinin sebebi o zaman hâsılat toplanmaktadır. Tekrar asrın kelime manasını düşünürsek dolaylı yoldan şunu söyleniyor sanki &#8216;insanın sıkılıp suyunun çıkarıldığı güne yemin olsun&#8217;. Hesap gününe yemin olsun. Ve son olarak şu mana da çıkıyor: zaman’ın kıymetini bilmemiz isteniyor.</p>
<p>‘İnne’ sözcüğü özneyi tayin eder, atar. Nesneyi de alta koyar. Yani burada insanı hüsranın üzerine koymaktadır. Nesneye özne kılınıyor burada insan. Ayeti bu bağlamda düşündüğümüzde şu söyleniyor: Ey insan! Eğer sen hüsrandaysan hüsranın seni zapt etmesi değildir sebep, sen kendini hüsrana sokmuşsun demektir. Hüsrana sen binmişsin. Kendin ettin kendin buldun. Zamanı ve hüsranı buna bahane kılman boşunadır. Ayette geçen &#8216;fi&#8217; tam ortası, göbeği anlamına gelmektedir. Yani insan muhakkak hüsranın göbeğine düşmüştür. Ayette geçen el-insan lam-ı tarifle gelmiş. Yani bütün insan türü. İnsan kelime manası olarak İbn Abbas’a göre ‘nisyan’ yani unutmak kökünden gelmektedir. Ancak insan kelimesi ünsiyetten gelir diyen dilbilimcilerin sayısı daha geniştir. Ünsiyet, ilişki kurmak demektir. Sosyal varlık demektir insan. Tek yapamaz. &#8216;Lefi husr&#8217;: Husr el takısı yani lamı tarif almadığı için tarifsiz bir hüsran(kayıpta) demektir. Hüsran derken maddi anlamı düşünmek Kuran’da hüsranın geçtiği diğer yerleri göz ardı etmiş oluruz. Yani manevi değer kaybı anlamında düşünmemiz gerekmektedir. Burada insan&#8217;a Allah değer verdi ancak insan bunu bilmedi deniyor bir nevi.</p>
<p>‘İlla’ istisna edatıdır. Yani bir öncekinin tam tersi demektir. Mutlak hüsrandan kurtulan kişileri göstermektedir. Lailaheillallah&#8217;ta geçen ‘illa’ da bu anlamdadır. Önce ret sonra ispat. &#8216;İlla&#8217; da bunu ayıran çizgidir. Amenu geçmiş zaman çekimidir aslında. Yani iman etmişlerdir. Ancak ‘elle’ ile gelince anlamı imanı hayat tarzı edinmişler, yani imanında sebat edenler demektir.</p>
<p>İman da dört sınıftan oluşur, tıpkı İslam gibi.</p>
<p>1. Marifet</p>
<p>2. Tasdik</p>
<p>3. İkrar</p>
<p>4. Amel</p>
<p>Marifet; bilmek, tanımak, bir şeyin bilgisini tanıma veya tecrübe etme yoluyla kazanmak. İlimden farkı vardır. Düşünerek ve vicdanla kazanılır. Ancak ilim okuyarak ve görerek elde edilir.</p>
<p>Tasdik: Bu bilgiyi kuşku olmadan kalben vicdanen onaylamak demektir.</p>
<p>İkrar: İnanmışlığı dil ile söylemek</p>
<p>Amel: Bedenin de bu hali uygulamaya geçmesidir.</p>
<p>İman ise üç şey içerir; inandığına tam güven, güvendiğine tam inanmak ve inandığının kendisine güvendiğini sağlamak. Zaten iman da emin olmak demektir. Kısaca inandığının doğruluğuna kati suretle gönlü mutmain olmaktır. Bir nevi Allah’a inananlar ve ona güvenenler deniliyor. Burada bir başka ayet bizi bu güven konusunda biraz daha düşünmeye zorluyor. &#8221;Allah&#8217;a karşılığını çok arttırma ile kat kat arttıracağı güzel bir borcu verecek olan kimdir? Allah, daraltır ve genişletir ve siz O&#8217;na döndürüleceksiniz.&#8221;(bakara 245) bu ayette de söylendiği gibi inanmak güvenmeyi gerektirir. Bir nevi Hz. İbrahim&#8217;e uymaktır. Hz. İbrahim ateşe atıldığında Cibril-i Emin gelip bir arzun var mı diye sorunca, İbrahim(a.s) ona senden bir isteğim yoktur. ‘Hasbunallahu ve ni&#8217;mel vekil’ Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!” demişti. İşte güvenmek budur.</p>
<p>Burada Allah’ın isimlerinden birisi geliyor aklımıza. El-mümin. Peki, bu ne demektir? Allah güvenir, güvenilmek ister. Yani kendisi güvenin kaynağı kendisidir. Deniyor ki Allah’ın güvenini boşa çıkarmayanlar kurtuluşa erenlerden olacaktır. Aynı şekilde iman eden Allah’a güvenmek zorundadır. Yoksa iman tam kıvamında değil demektir. . İman içinde erimeyi gerektirir. Sözle bitmez. Durağanlığa karşıdır. İman insana ferman veren özelliğe sahiptir. Aktif ve özne olmak zorundadır iman. O ele ver diyorsa el de ona uyar. Ayağa yürü diyorsa o da tıpış tıpış yürür. Yani insan onu kendisine ana kart haline getirmek zorundadır.  Çünkü iman duraksamayı ya da olduğu yerde kalmayı kabul etmez. Sürekli damarlarımızda gezmek zorundadır. Bakın bunun uyarısı Kuran’da nasıl veriliyor. ‘Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin.’(Nisa 136). Evet, iman edenlere söyleniyor bu ayet. Deniliyor ki iman iddiasında olanlar, imanınız sözle alakalı değildir. Güvenin ve bunu hayatınıza yansıtın denmektedir. En’am Suresi 82. ayeti de bu ayetten sonra düşünürsek iman daha iyi anlaşılacaktır. ‘İman edenler ve imanlarını zulümle karıştırmayanlar, işte güvenlik onlar içindir ve onlar hidayete ermişlerdir.’</p>
<p>Ancak bu surede de gördüğümüz üzere iman etmekle iş bitmiyor. Bunu yaşamak bir zorunluluktur. Salihat; suht kökünden gelir. Salaha: iyi, hoş, olumlu oldu demektir. Salihatın tekilidir. Az öncesindeki iman sözcüğüne &#8216;Vav&#8217; harfiyle birleştirilmiştir. Arapçada aralarında fark olan şeyler &#8216;Vav&#8217; ile bağlanır. Yani iman ve salih amel birbirleriyle alakalı ancak farklı şeylerdir. Salihat eylemin vasfıdır. Ancak hasenat kuranda geldiğinde hep özne insan olmuştur. Sure indiği zaman salih yani ıslah edici deniliyor demek zordur. Çünkü ıslah için güç gerekmektedir. Mekke döneminin başında iyi doğru ve erdemli eylemler, Mekke döneminin sonlarına doğru Allah’ın razı olduğu işler, Medine’de ise ıslah edici ameller diye düşünülebilir. Salih amellerin karşılığı cennettir. (Tin suresinde söylemiştik) Hasenatın karşılığı ise 10 katıdır. Salihat toplumsal bir ıslah, bozuklukları düzeltmek anlamına gelir. Yani imanınızı salih amelle taçlandırın, imanınızın sizden istediği gibi yanlışları düzeltin deniyor.</p>
<p>Ayetin devamında hakkı tavsiye gelmektedir. Taberi bunu insanların Allah’ın gönderdiği emirleri yerine getirmenin gerekliliğini tavsiye edenler diye yorumlamıştır. Hasan Basri de bu Hakk’ın Allah’ın kitabını tavsiye edenler olarak ifade etmiştir. İman edenler ve salih amel işleyenler bunu bireysel olarak yapmakla kalmamalı, aynı zamanda mümin ve salih bir toplum meydana getirmelidirler. Aynı zamanda bu toplumu bozulmaktan koruyabilmek için her fert kendi sorumluluğunu idrak etmelidir. Onun için toplumunun bütün üyelerine, birbirlerine hakkı ve sabrı telkin etmeleri gerekmektedir. Seyyid Kutup hakkı tavsiye ve sabrı tavsiye&#8217;yi söyle yorumluyor: &#8221;Bu cemaatin görevleri arasında iman ve ameli salih yolu ile bütün bu insanlığa önderlik yapması da bulunmaktadır. Kendi aralarında bu büyük emanete ilişkin göreve engel olabilecek her şeyde birbirlerine öğüt veren bir cemaat.&#8221;</p>
<p>Burada &#8216;teva sav&#8217; karşılıklı anlamındadır. Yani hem işteş hem dönüşlüdür. Hem hakkı tavsiye edecek hem de kendisine edilen tavsiyeyi dinlemelidir. Sadece hakkı tavsiye etmekle iş bitmiyor, hakkı da dinlemek lazımdır. Peki, &#8216;hak&#8217; ne demektir? Allah’a inanmak ve bunun gereklerini tavsiye etmek. Bir başka mana da hakkaniyet çerçevesinde yaşamayı tavsiye etmektir. &#8216;İnsanın yerine getirmesi vacip olan haktır. O, Allah&#8217;ın hakkı, insanların hakkı veya nefsinin hakkı olabilir.&#8217; der Mevdudi. Bu haklara Allah’ın verdiği her türlü nimet girmektedir: el, göz, ayak, dil. yani bu verilen şeyleri veriliş sebebine en uygun şekilde kullan demektir. Hak kelimeyi tavsiye etmenin anlamı, İslami toplumun, hakka karşı batılın yayılmasına seyirci kalmayacak kadar duyarlı olmasıdır. Fert sadece kendisi hakkı, doğruluğu ve adaleti yerine getirmekle kalmamalı, aynı zamanda bunu başkalarına da tavsiye etmelidir. Yoksa toplumsal kalkınma ahlaki şekilde sağlanamaz. Bu ayetin iniş zamanını düşününce aklımıza hemen Allah’ın nasıl bir toplum inşa etmek istediğini anlıyoruz. Öyle bir toplum ki hak onların merkezinde duruyor. Bu doğruluğun devam etmesi için sabrı bunu sürekli insanlara hatırlatıyor ve sabretmelerini tavsiye ediyor.</p>
<p>Mustafa İslamoğlu, &#8216;Teva&#8217;dan önce gelen &#8216;Vav&#8217;ı açıklayıcı &#8216;Vav&#8217; olarak yorumlamıştır. Buradaki &#8216;Vav&#8217;ın anlamı &#8216;yani&#8217; demektir. O zaman okunuşu şöyle olacaktır, iman edip salih amel işleyenler yani hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna. Bu &#8216;Vav&#8217; salih amele örnek veriyor diye yorumlanabilir diyor Mustafa İslamoğlu. En doğrusunu Allah bilir.</p>
<p>Sabır ne manada kullanılmıştır peki? Başlarına gelen her türlü eza, sıkıntı hastalıkları karşı sabırla direnirler. Günahın insanı ayartmasına direnmek, günahın cazibesini reddedip Allah’a kullukta direnmektir. Yani İslam’ın emirlerini yapmak zor geldiğinde bile yapmak için direnmek demektir. Doğru yolda sebat etmek için sabretmek şarttır. Bu ayet, takılığımız anda bize direnmemizin gerekliliğini vurguluyor. Çünkü insan yaratılış olarak yıpranmaya meyillidir. O yüzden yıpranan iç dünyamız tekrar sabırla yenilememiz isteniyor.</p>
<p>Bakın nasıl bize aktarıyor Mehmet Akif;</p>
<p>Hani ashâb-ı kiram ayrılalım derlerken</p>
<p>Mutlaka sûre-i ve&#8217;1-asr&#8217;ı okumuş bu neden?</p>
<p>Çünkü meknûn o büyük sûrede esrâr-ı felah</p>
<p>Başta imân-ı hakîkî geliyor sonra salâh</p>
<p>Sonra hak sonra sebat: İşte kuzum insanlık</p>
<p>Dördü birleşti mi yoktur sana hüsran artık.</p>
<p>Doğru söyledin Ya Rab.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/intifada61.wordpress.com/337/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/intifada61.wordpress.com/337/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/intifada61.wordpress.com/337/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/intifada61.wordpress.com/337/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/intifada61.wordpress.com/337/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/intifada61.wordpress.com/337/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/intifada61.wordpress.com/337/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/intifada61.wordpress.com/337/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/intifada61.wordpress.com/337/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/intifada61.wordpress.com/337/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/intifada61.wordpress.com/337/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/intifada61.wordpress.com/337/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/intifada61.wordpress.com/337/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/intifada61.wordpress.com/337/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=intifada61.wordpress.com&amp;blog=4704766&amp;post=337&amp;subd=intifada61&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://intifada61.wordpress.com/2009/01/09/asr/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/115a3843ccc05ab673906c823ebcc639?s=96&#38;d=&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">handala61</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>
