Bir Doğulunun Kayıp Tanrısı

Doğu’da tanrısının çok değerli bir heykeline sahip adamın hikayesi anlatılır. Belki saf altındandı belki de sadece onun için bu kadar değerliydi. Ama bir şekilde değerliydi. Her ne olursa olsun onu çaldırmaktan korktuğu için onu sandığında saklıyor sadece kutsal günlerde dışarı çıkarıyordu. Diğer zamanlarda bu heykel hep sandıkta kilitli kalıyordu.

Bir özel günün sabahı doğulu kalkıp sandığını açıp heykeli çıkarmaya niyetlenir. Ancak heykel orada yoktur. Adam göremediği heykelin dehşetinden dövüne dövüne sokaklarda feryat etmeye başlar. Sürekli ‘Tanrım çalınmış, Tanrım çalınmış’ diye bağırıyordu.

‘O’nu kaybettin mi?’ demiş komşusu. ‘Nihayet onu aramaya başlayacaksın, artık ibadetin anlamını anlarsın.’

Öyle demiyor muydu Hz. İbrahim (a.s);

“–Ey benim ve şu varlıkların yaratıcısı Rabbim! Her kim isen, seni bulmama yardım et!”

Peki, bizim baltalarımız putlarımızı kırdı mı, ibadetlerimizi sunduğumuz Allah tasviri nasıl? Belli günlerde Allah’ı (haşa) sandıklarımıza koyup bazı günlerde anmaya mı başladık? Biz de mi Sebt edindik?

‘Onları kurtarıp karaya çıkardığı zaman ise bir de bakarsın ki, Allah’a ortak koşuyorlar.’ (Ankebut 65)